Balogun'un cezasını Trump'ın telefonu kaldırttı, ABD yine de elendi. Türk futbolu da 24 yıl sonra girdiği Dünya Kupası'nda benzer akıbeti yaşadı: Liyakatsizlik, ahbap-çavuşçuluk ve siyasi saikler. Peki Türk basketbolu ve voleybolu neden farklı? Liyakatin zaferi mümkün, üstelik kanıtlanmış.
Orta Asya'ya açılım, NATO için bir lüks değil zorunluluktur; bu yolda Türkiye'nin çıkarı ittifakın çıkarları ile örtüşmektedir. Türk dünyasının entegrasyonu için tarihi bir fırsat doğmuştur. Bu açılıma önderlik edebilecek tek NATO üyesi ülke Türkiye'dir.
Ankara Zirvesi Türkiye için stratejik bir pazarlık zeminidir. NATO, duygusal bağlarla bağlanılacak ideal bir düzen değil; milli çıkarlar doğrultusunda yönetilmesi gereken bir kurumsal mecburiyettir. Konu ittifaka inanmak ya da reddetmek değil, onu içeriden dengeleyebilme becerisidir.
Terörle müzakere hatadır. Egemenlik müzakere edilemez; bir devlet kendi varoluş şartlarını masaya koyduğu an taviz vermiş olur. Akademik çalışmalar tek bir gerçeğe işaret etmektedir: Taviz emsal üretir, terör ise kaybetmeye mahkumdur. Çözüm pazarlık değil, kararlılıktır.
Dünyayı neyin kötüleştirdiğini düşününce savaşlar, krizler akla gelir. Oysa ki en sessiz kayıp, boş zamanın ve can sıkıntısının ölümü. İnsanlık tarihi boyunca can sıkıntısı bir düşman değil, zihnin kuluçka dönemiydi. Akıllı telefonlar onu elimizden aldı; üstelik bunu bir kurtuluş sandık.
NATO, Türkiye'yi yönetilmesi gereken zor bir müttefik olarak çerçevelemeyi bırakmalıdır. Doğu Avrupa'dan Orta Asya'ya, Ortadoğu'dan Afrika'ya; Türkiye ABD'nin Çin'e karşı en değerli ve en az ikame edilebilir müttefiki, NATO'nun Avrasya cephesinin omurgasıdır.
Orta Asya'ya açılım, NATO için bir lüks değil zorunluluktur; bu yolda Türkiye'nin çıkarı ittifakın çıkarları ile örtüşmektedir. Türk dünyasının entegrasyonu için tarihi bir fırsat doğmuştur. Bu açılıma önderlik edebilecek tek NATO üyesi ülke Türkiye'dir.
Ankara Zirvesi Türkiye için stratejik bir pazarlık zeminidir. NATO, duygusal bağlarla bağlanılacak ideal bir düzen değil; milli çıkarlar doğrultusunda yönetilmesi gereken bir kurumsal mecburiyettir. Konu ittifaka inanmak ya da reddetmek değil, onu içeriden dengeleyebilme becerisidir.
NATO, Türkiye'yi yönetilmesi gereken zor bir müttefik olarak çerçevelemeyi bırakmalıdır. Doğu Avrupa'dan Orta Asya'ya, Ortadoğu'dan Afrika'ya; Türkiye ABD'nin Çin'e karşı en değerli ve en az ikame edilebilir müttefiki, NATO'nun Avrasya cephesinin omurgasıdır.
Paşinyan'ın "Gerçek Ermenistan" tezi, Erivan'da romantik hulyaların yerini reelpolitiğin aldığını tescil etti. 33 yıldır kapalı sınır kapısının açılmasının önü açılıyor; önkoşul Ermenistan anayasasının değişmesi ve toprak taleplerinden tam vazgeçilmesi.
ABD-İran mutabakatı kalıcı bir barış değil, yapısal krizleri erteleyen geçici bir mütarekedir. Ankara için mesele ucuz petrolün ötesinde; Irak ve Suriye'de doğacak güvenlik boşlukları ve aleyhimize yorumlanabilir deniz hukuku emsallerine karşı stratejik özerkliğini korumaktır.
Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.
20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.
Vatandaş, değerleri ile ekonomik çıkarları çatıştığında çoğunlukla ikincisini seçiyor. Mahfi Eğilmez bu örüntüye Piyasa Aldırmazlığı Kuramı diyor. Aldırmazlık bir karakter zaafı değil; sistemin bireye dayattığı bir denge noktası. Bunu kıracak olan vicdani uyanış değil, mimarinin yeniden tasarımıdır.
Türkiye somut yatırımlarla bir sanayi hamlesi yürütüyor. Ancak fiziki sermaye tek başına yetmez; onu işletecek beşeri sermaye yoksa fabrikalar atıl kalır. Türkiye'nin sanayi vizyonunu taçlandıracak, veri odaklı ve beş sütunlu "Ulusal Yetenek Stratejisi" önerisi.
Eskişehir, Beylikova; Sivrihisar'ın hemen kuzeyinde, bozkırın ortasında şirin, küçük bir ilçe. Bu ilçenin altında dünyanın doğrulanmış en büyük ikinci NTE rezervi yatıyor. 694 milyon ton cevher; içinde 12,
Balogun'un cezasını Trump'ın telefonu kaldırttı, ABD yine de elendi. Türk futbolu da 24 yıl sonra girdiği Dünya Kupası'nda benzer akıbeti yaşadı: Liyakatsizlik, ahbap-çavuşçuluk ve siyasi saikler. Peki Türk basketbolu ve voleybolu neden farklı? Liyakatin zaferi mümkün, üstelik kanıtlanmış.
Dünyayı neyin kötüleştirdiğini düşününce savaşlar, krizler akla gelir. Oysa ki en sessiz kayıp, boş zamanın ve can sıkıntısının ölümü. İnsanlık tarihi boyunca can sıkıntısı bir düşman değil, zihnin kuluçka dönemiydi. Akıllı telefonlar onu elimizden aldı; üstelik bunu bir kurtuluş sandık.
Baba olmak dünyanın ne denli tehlikelerle dolu olduğunu insana en acımasızca anımsatır. Türkiye'nin yenilenmesi yalnızca yasalardan ve piyasalardan değil, sorumluluk alan, değer aktaran babalardan gelecek. Babalık bir lütuf değil, bir görevdir. Bu görevi yerine getirmek milli bir ödevdir.
Ankara kulislerinde kemikleşen "devlet aklı" söylemi, iktidar ve muhalefet kliklerinin koltuk kavgasını ambalajlayan ortak bir paravandan ibarettir. Türkiye'nin ihtiyacı gizemli "derin refleksler" değil; hukukun üstünlüğü, şeffaf siyaset ve 1923'ün kurucu rasyonel aklıdır.
Devleti hamasetle değil kapasiteyle, aidiyeti dogmayla değil akıl ve liyakatle ölçen Cumhuriyet damarının bugünkü adıdır: seküler milliyetçilik. Bir tepki değil, sistemleşmiş bir perspektif; Türkiye'nin sıkışmış kentli orta sınıfının yeni siyasal dili.
Terörle müzakere hatadır. Egemenlik müzakere edilemez; bir devlet kendi varoluş şartlarını masaya koyduğu an taviz vermiş olur. Akademik çalışmalar tek bir gerçeğe işaret etmektedir: Taviz emsal üretir, terör ise kaybetmeye mahkumdur. Çözüm pazarlık değil, kararlılıktır.
Uzun vadeli yatırımın ve finansal derinliğin birinci dereceden belirleyicisi, mülkiyeti devletin keyfi hükümlerinden koruyan kurumlardır. Bugünün Türkiyesi'nde tam da bu kurumların altı oyuktur.
Kolombiya seçmeni, terör örgütleriyle müzakereyi öngören "Topyekun Barış" doktrinini sandıkta reddederek tasfiye etti. Latin Amerika'nın yükselen yeni nesil sağ yönetimlerinin etno-narko-terör örgütleriyle mücadelede uyguladığı tavizsiz yöntem, Türkiye için doğru bir örnek teşkil etmektedir.
Muhafazakar düşünce geleneği, toplumsal düzenin üç sütun üzerine oturduğunu söyler: Gelenek, mutabakat ve hukukun üstünlüğü. Bu üçü birbirini taşır; biri çökerse diğerleri havada kalır. Siyasi özgürlük, kurumların hassas bir ağına
Türkiye tarihinin en ölümcül okul saldırısında sekizi öğrenci, biri öğretmen; 9 canımız hayattan koparıldı. 13 yaralı. Allah rahmet eylesin, geride kalan ailelere sabır versin. İnsanların yaşadığı acıyı tahayyül etmek bile
İstanbul, Türk tarihinin iki çehresini birden taşır. Bir gün bir Türk hakanının dehasıyla kılıç hakkı edilerek alındı; başka bir gün başka bir hükümdarın korkaklığıyla kurşunsuz teslim edildi. Fetheden ile teslim eden adaş, kuran ile kaybeden de. Tarihin cilvesi.
"Cihan Devleti" söylemi gururumuzu okşar; ne var ki akademik literatür, küresel hegemonya kavramını çok daha dar tanımlar. Tarih boyunca bu tanım dahiline yalnızca dört devlet girebildi ve Osmanlı İmparatorluğu bunlardan biri değildi. Neden?
Şerif Mardin, 1973 yılında yayımladığı “Center-Periphery Relations: A Key to Turkish Politics?” adlı makalesinde Türk siyasetini ideolojik saflaşmalarla değil yapısal bir kırılmayla okumuştu: Merkez ve çevre. Şerif Mardin’in
Parçalanmış Ülke Efsanesi
Samuel Huntington, Soğuk Savaş sonrası dünyayı medeniyetler etrafında haritalandırırken Türkiye'yi meşhur biçimde "parçalanmış bir ülke" olarak damgalar: Kendini Batı'ya bağlamak için