Milli gelir bir hasılat rakamıdır, kazanç rakamı değildir. Türkiye 2010-2019 arasında yılda %5,5 büyüdü, verimlilik artışı %0,3'te kaldı. Sorun az yatırım yapmak değil, sermayenin fiyatı ortadan kalkınca yatırımın yanlış yere gitmesiydi. Uzun süredir olduğu gibi bugün de aynı sınav önümüzde.
Dört yıllık OVP serisini üst üste koyduğumuzda enflasyon tahminleri dört kez de aynı yöne şaşıyor, büyüme tahminleri ise iki yöne birden. Her programın dönem sonu büyümesi ise hiç değişmiyor, dört defa da yüzde 5. Sapmanın büyüklüğünden çok yönü konuşulmayı hak ediyor.
Ekonomi bir yıldır yavaşlıyor, enflasyon yerinde sayıyor. İkinci çeyrek verisi sebebini gösteriyor: Sıkılaştırma tüketimi değil, yatırımı kesti. Üstelik enflasyonu bir süredir aşağıda tutan akaryakıt vergi indirimi de kalkıyor. Son çeyrekte zayıf büyüme ve artan fiyat baskısı bir arada gelecek.
ABD Çin'e hazırlanırken Ortadoğu'da düzen istiyor; İsrail ise düzensizlikten besleniyor. Türkiye bölgede düzenkurucu olarak yerleştikçe İsrail'in kabadayılık alanı daralıyor. Daraldıkça Türkiye'yi kışkırtıyor.
Türkiye'nin gelişmekte olan piyasalar endeksinden çıkarılıp sınır piyasaları kategorisine düşürülmesi konuşuluyor. Sebebi tek. Borsa İstanbul'da açıklanan fiili dolaşım oranları dışarıdan doğrulanamıyor. SPK arka arkaya kural yazıyor, ama eksik olan kural değil.
Çerçeve yasa, örgütün elindeki her şeyi teslim ettiği tespitini örgütün kendi beyanına dayandırıyor. Oysa beyan, hiçbir denetimde kanıt sayılmaz. Ölçümlenemeyen, doğrulanamayan ve yanlışlanamayan bir yöntem barış üretmez; kısa vadeli siyasi saiklerle dayatılan kurgunun faturası geleceğe kalır.
Silahlı bir terör örgütüne cezasızlık tanıyan kanun onu dağıtmaz, meşrulaştırır ve başkalarını aynı yolda ilerlemeye teşvik eder. 1903'te Makedonya'da genel af ilan ettik, terörist sayısı arttı, 1912'de Rumeli'yi yitirdik. Şimdi ise adı af olmayan benzer bir metin TBMM'de.
Türkiye'nin 400 yıllık mali tarihi, hazineye giren paranın neden Avrupa'nın gerisinde kaldığını gösteriyor: Mali kapasite geç de olsa kurulabildi, ancak devleti içten çürüten, ahbap-çavuş ilişkilerinde yitirilen vergiydi. Türkiye'nin sınavı bugün de aynıdır.
2026'nın ikinci yarısına Türkiye görece iyi bir fotoğrafla giriyor. Ama bu iyileşmenin tamamı dışarıdan ve mevsimden; hiçbiri kendi kararımızın eseri değil. Enflasyon aynı yerde, maliye yardımı kesti, büyümeyi yavaşlatmak neredeyse hiçbir işe yaramıyor.
Bir vatan her zaman ordularla kaybedilmez. Önce idari sınırlar değiştirilir; sonra mülkiyet, eğitim dili ve siyasi temsil. En sonunda yeni nesillere Türklerin orada hiç yaşamadığı anlatılır. Güney Türkistan bugün haritalarda yoktur; ancak şehirleri ve halkı hala yerindedir.
Devleti sevmek ile devlete tapınmak aynı şey değildir. Kutsallaştırılan devlet denetlenemez; denetlenemeyen devlet yozlaşır, kendisini ve milletini tüketir. Liyakat ahlaki bir temenni değil, milli güvenlik meselesidir. Güçlü devlet, sessizce işleyen devlettir.