Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.
20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.
863 yıllık Türk düzeninin ardından gelen 108 yıl, savaş, darbe ve yıkımın yüzyılı oldu. Suriye-Irak Türkmenleri bu yüzyılda yalnız bırakıldı. 2026'da Kerkük'e atanan ilk Türkmen vali, Türkler için fırsat penceresinin hala açık olduğunu gösteriyor. Kapsamlı bir Ortadoğu Türkleri doktrini şart.
Vatandaş, değerleri ile ekonomik çıkarları çatıştığında çoğunlukla ikincisini seçiyor. Mahfi Eğilmez bu örüntüye Piyasa Aldırmazlığı Kuramı diyor. Aldırmazlık bir karakter zaafı değil; sistemin bireye dayattığı bir denge noktası. Bunu kıracak olan vicdani uyanış değil, mimarinin yeniden tasarımıdır.
Uzun vadeli yatırımın ve finansal derinliğin birinci dereceden belirleyicisi, mülkiyeti devletin keyfi hükümlerinden koruyan kurumlardır. Bugünün Türkiyesi'nde tam da bu kurumların altı oyuktur.
Türkiye somut yatırımlarla bir sanayi hamlesi yürütüyor. Ancak fiziki sermaye tek başına yetmez; onu işletecek beşeri sermaye yoksa fabrikalar atıl kalır. Türkiye'nin sanayi vizyonunu taçlandıracak, veri odaklı ve beş sütunlu "Ulusal Yetenek Stratejisi" önerisi.
Kolombiya seçmeni, terör örgütleriyle müzakereyi öngören "Topyekun Barış" doktrinini sandıkta reddederek tasfiye etti. Latin Amerika'nın yükselen yeni nesil sağ yönetimlerinin etno-narko-terör örgütleriyle mücadelede uyguladığı tavizsiz yöntem, Türkiye için doğru bir örnek teşkil etmektedir.
Ankara kulislerinde kemikleşen "devlet aklı" söylemi, iktidar ve muhalefet kliklerinin koltuk kavgasını ambalajlayan ortak bir paravandan ibarettir. Türkiye'nin ihtiyacı gizemli "derin refleksler" değil; hukukun üstünlüğü, şeffaf siyaset ve 1923'ün kurucu rasyonel aklıdır.
Devleti hamasetle değil kapasiteyle, aidiyeti dogmayla değil akıl ve liyakatle ölçen Cumhuriyet damarının bugünkü adıdır: seküler milliyetçilik. Bir tepki değil, sistemleşmiş bir perspektif; Türkiye'nin sıkışmış kentli orta sınıfının yeni siyasal dili.
İstanbul, Türk tarihinin iki çehresini birden taşır. Bir gün bir Türk hakanının dehasıyla kılıç hakkı edilerek alındı; başka bir gün başka bir hükümdarın korkaklığıyla kurşunsuz teslim edildi. Fetheden ile teslim eden adaş, kuran ile kaybeden de. Tarihin cilvesi.
"Cihan Devleti" söylemi gururumuzu okşar; ne var ki akademik literatür, küresel hegemonya kavramını çok daha dar tanımlar. Tarih boyunca bu tanım dahiline yalnızca dört devlet girebildi ve Osmanlı İmparatorluğu bunlardan biri değildi. Neden?