İçeriğe geç

Hakikaten Cihan Devleti Miydik?

"Cihan Devleti" söylemi gururumuzu okşar; ne var ki akademik literatür, küresel hegemonya kavramını çok daha dar tanımlar. Tarih boyunca bu tanım dahiline yalnızca dört devlet girebildi ve Osmanlı İmparatorluğu bunlardan biri değildi. Neden?

Hakikaten Cihan Devleti Miydik?
Yayımlandı:

"Küresel hegemon" tabirini bol keseden kullanırız ve "Cihan Devleti" olarak tarif ettiğimiz Osmanlı İmparatorluğu'nun da bu tanım içine girdiğini varsayarız. Bu söylem hem Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi Devlet-i Âliyye tasavvurundan hem de Cumhuriyet dönemi milliyetçiliğinin tarihsel kurgusundan beslenir; her ikisinde de bir gerçeklik payı vardır. Ne var ki akademik literatür, küresel hegemonyanın çok daha dar bir kategorisi olduğunu söylemektedir. Cihan devleti söylemimiz tarihsel gerçeklerle ne ölçüde örtüşmektedir? Rasyonel milliyetçilik gözüyle tahlil edeceğiz.

Tarih boyunca küresel hegemon olma kriterlerini eksiksiz karşılayan devletler şunlardır:

  • Portekiz (1494-1580): Tordesillas Antlaşması'nın ardından Atlas ve Hint okyanuslarının deniz yollarına olan ilk küresel güç. Binyıllardır işleyen İpek ve Baharat Yolları'nın küresel ticaretteki önceliğini tek bir kuşak içinde kırmıştır.
  • Hollanda (1580-1688): 1602'de kurulan Amsterdam Borsası ile dünyanın ilk çağdaş sermaye piyasasının ve hisseli şirket sisteminin sahibi; devasa donanması ve ticari filolarıyla küresel finansı ve ticareti denetimi altına alan devlet.
  • Birleşik Krallık (1815-1918): Sanayi devriminin, uluslararası hukukun ve sterlin sisteminin merkezi; dünya tarihinin en geniş sınırlarına ulaşmış, "üzerinde güneşin batmadığı" imparatorluk.
  • ABD (1918-günümüz): İnsanlık tarihinin en müreffeh toplumunu yaratmış, bir noktada (1945) dünyanın toplam GSYH'sinin %50'sini tek başına üreten, mevcut milletlerüstü sistemi tasarlamış cumhuriyet.

Bu dört devletin ortak özelliği, belirtilen dönemlerde açık denizlere ve dolayısıyla küresel ticarete hakim olmuş olmaları, ticarete oldukları kadar küresel sermayenin merkezi olmuş olmaları, ve bu hakimiyetlerini askeri üstünlük ile dayatmış ve sürdürmüş olmalarıdır.

Küresel hegemon olmak, birçok devlet için nadir bir konumdur. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu çekirdeğe girmemiş olması bir istisna değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en geniş sınırlara ulaştığı dönemde Çing Hanedanlığı Çin’in ve Uzak Asya’nın dört bir yanına hükmediyordu, Babür İmparatorluğu Hindistan altkıtasını konsolide etmişti, Romanov Rusyası Avrasya'nın yarısını bilfiil yönetiyordu. Ancak hiçbiri küresel hegemon olarak addedilmemektedir. Her biri bölgesel birer süpergüçtür; kimi durumlarda nüfuzları birkaç bölgeyi kapsamıştır.

Bölgesel Süpergüç Olmak Başka, Küresel Hegemon Olmak Başka

Birincisi, küresel hegemonyanın yolu deniz gücünden geçmektedir. Osmanlı muazzam bir kara imparatorluğuydu; Akdeniz'de güçlü bir donanmaya sahipti, ancak Hint Okyanusu, Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus'a sürdürülebilir biçimde nüfuz edecek küresel boyutta bir güce ulaşamadı. Hatta Portekiz'in 16.yy'da Hindistan ticaret yollarını sahiplenişine karşı Hint Okyanusu seferlerimiz kalıcı bir denetim kurmaktan aciz kaldı.

İkincisi ve daha kritik olanı, Osmanlı bir küresel finans merkezi olamadı. Amsterdam (1602), Londra ve New York gibi dünyanın sermayesini çeken, küresel borç ve para piyasalarının merkezi konumunda hiçbir Osmanlı şehri yoktu. İlk modern Osmanlı borsası olan Dersaadet Tahvilat Borsası 1866'da, Amsterdam'dan 264 yıl sonra kuruldu. Bu, Avrupa'nın modern bankacılık ve sermaye piyasası altyapısını oturttuktan iki buçuk yüzyıl sonrasına tekabül etmektedir. İstanbul muazzam bir metropoldü ve bölgesel ticaretinin önemli kavşağıydı; ancak yabancı sermayenin küresel ölçekte mihrap edindiği bir piyasa olmadı.

Bu geride kalmışlığın yapısal nedenleri vardır. Çağdaş bankacılığın temelleri Cenova, Venedik ve Amsterdam'da atılırken, bizdeki faiz yasağı para vakıfları gibi pragmatik geçici çözümler doğursa da merkezi bir bankacılık sistemi ve organize sermaye piyasası altyapısının kurulmasına izin vermedi. Rönesans Avrupası'nın matematik, çift kayıt muhasebe ve kambiyo araçlarındaki sıçrayışını biz büyük ölçüde kaçırdık.

Üçüncüsü, Osmanlı iktisadı temel olarak haraç-tımar düzeniyle çalıştı; ticari kapitalizm Avrupa'da yükselirken bizde tımar sisteminin çözülüşü bir kalkınma çağı doğurmadı; tersine, çöküşü hızlandırdı. 19.yy'da dış borçlanmaya bağımlı hale geldik. 1881'de kurulan Düyun-u Umumiye, devlet gelirlerinin yaklaşık üçte birini doğrudan yönetir hale geldi; tuz, tütün, ipek, balıkçılık ve damga gibi en istikrarlı vergi kalemlerini Avrupalı alacaklıların kontrolüne devrettik. Mali bağımsızlığımızı fiilen yitirmiş olduk.

21.yy Türkiyesi'ne Dersler

Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllarca Akdeniz'in en güçlü oyuncusu, Avrupa'nın askeri ve diplomatik denklemlerinin merkez unsurlarından biri oldu. Bu, büyük bir tarihsel başarıdır ve muazzam bir milli gurur kaynağıdır. Ne var ki küresel hegemon olmak; askeri ve idari gücün yanı sıra açık denizlere hakimiyeti, küresel finans merkezi olmayı ve küresel sermayenin sığındığı ve evi bellediği liman olmayı gerektirir. İmparatorluğumuz bu ikinci ayağı hiçbir zaman kuramadı.

Bu teşhis küçümseme değil; gerçeğe sadakatle bakma çabasıdır. "Cihan Devleti" söylemi gururumuzu okşar; ne var ki rasyonel milliyetçilik geçmişi görmek istediği gibi değil, hakikatte olduğu gibi değerlendirmek ile mükelleftir.

Eğer Türk milleti olarak gelecekte bir küresel rolün maddi temelini kurmak istiyorsak, eksik ayağın hangisi olduğunu bugün doğru tahlil etmek bu ülkümüzün ilk ve ana koşuludur. Türkiye’nin küresel hegemon olma iddiası, öncelikle dörtyüz yıllık eksikliklerimizi gidermekten geçmektedir. Cumhuriyet'in de Türk milliyetçiliğinin de temel ülküsü budur.

Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

Yatırımcı ve danışman. Akılcı milliyetçilik, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa zemininde dış politika, ekonomi ve tarih üzerine yazar.

Tüm yazılar
Etiketler: Tarih ve Türkoloji

Aynı kategoriden: Tarih ve Türkoloji

Tümünü gör

Aynı yazardan: Yaman Alp Ungan

Tümünü gör
Suriye ve Irak Türkmenleri Üzerine Notlar - I

Suriye ve Irak Türkmenleri Üzerine Notlar - I

/