İçeriğe geç

NATO'nun Türkiye Denklemi

NATO, Türkiye'yi yönetilmesi gereken zor bir müttefik olarak çerçevelemeyi bırakmalıdır. Doğu Avrupa'dan Orta Asya'ya, Ortadoğu'dan Afrika'ya; Türkiye ABD'nin Çin'e karşı en değerli ve en az ikame edilebilir müttefiki, NATO'nun Avrasya cephesinin omurgasıdır.

NATO'nun Türkiye Denklemi

7-8 Temmuz'da NATO ülkelerinin liderleri Ankara'da toplanacak. NATO tarihinin en kritik zirvelerinden biri olabilecek bu toplantıya ev sahipliği yapmak, Türkiye için salt bir prestij değil; ittifakın geleceğine yön verme fırsatıdır. Soğuk Savaş'ın son bulduğundan beri, NATO için Türkiye askeri açıdan vazgeçilemez ancak siyasi açıdan yönetilmesi zor bir müttefik olarak algılanıyor. İttifakın tehdit algısı yükseldikçe Ankara'nın stratejik değeri yeniden keşfediliyor, düştüğünde ise siyasi kaygılar baskınlaşıyor. Bir süredir ilişkiler bu nedenle inişli çıkışlı.

Türkiye ile NATO arasında zaman zaman yaşanan gerilimler geçici taktiksel sürtüşmeler değil, iki tarafın güvenlik algılarındaki yapısal farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Ancak yine de bu yapısal farkların ittifakı zayıflattığından söz etmek doğru değildir; tersine bunların ittifakı güçlendirecek bir tamamlayıcılık barındırmaktadır. ABD'nin Çin ile giderek ısınan mücadelesinde, askeri anlamda kuvvetli ve güvenilir, Doğu Avrupa, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde yumuşak güce sahip bir müttefike ihtiyacı vardır. Türkiye, bu coğrafyalarda bu özellikleri taşıyan en değerli ve ikame edilmesi zor tek ülkedir. AB ülkeleri bu yükü taşıyamaz; İsrail ise taşımak bir yana, ABD'ye yük olmaktadır. Bu nedenle ABD'nin ve NATO'nun Türkiye ile bu coğrafyalarda bir çıkar birliği mevcuttur.

Güvenlik Algısında Asimetri

Türkiye-NATO gerginliğini S-400'e, İsveç-Finlandiya vetosuna ya da Kuzey Suriye operasyonlarına indirgemek kolaycılıktır. Bunlar sonuçtur; neden değil. Neden, on yıllar boyunca birikerek derinleşmiş bir güvenlik algısı asimetrisidir.

Bu asimetrinin temelleri Soğuk Savaş'a dek dayanır. 1962'de Jupiter füzelerinin Türkiye'ye danışılmadan ABD-Sovyet pazarlığına malzeme edilmesi, Johnson Mektubu'nun Türkiye'nin egemenlik refleksini "ittifak disiplinsizliği" olarak çerçevelemesi, 1974 Kıbrıs Barış Operasyonu sonrası silah ambargosu; bunlar münferit krizler değil, yapısal bir güvensizlik birikiminin halkalarıdır. Aynı yapısal şikayet bugün farklı bir kılıkta sürmektedir: ABD, on yıllar boyunca PKK'yı terör örgütü olarak tescil etmesine rağmen, PKK'nın Suriye uzantısı YPG'ye operasyonel destek vermiştir. Birçok Avrupalı NATO ülkesinde PKK, uzantıları ve türevleri Türkiye aleyhinde faaliyet göstermekte; bu ülkelerce korunmakta ve kollanmaktadır. ABD ve NATO, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını kendi öncelikleri uğruna sistematik biçimde ikincilleştirmiştir. Bu nedenle, Türkiye'nin NATO içindeki tavrı kapris değil; bu birikmiş asimetriye verilmiş sistemik (ve haklı) bir tepkidir.

ABD'nin Asıl Derdi: Çin

21.yy'da ABD'nin stratejik odağı Avrupa'dan Pasifik'e kaymıştır. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Birinci Adalar Zinciri boyunca caydırıcılık doktrinini merkeze almaktadır. AUKUS, Quad, Filipinler'e Typhon füze konuşlanması, Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük askeri modernizasyonu Çin'i açık denizlerde boğmayı hedefleyen stratejinin çıktılarıdır.

Bu stratejinin zorunlu bir sonucu olarak; ABD, Avrupa'da, Ortadoğu'da ve Orta Asya'da yükünü devredecek güvenilir müttefikler arayışındadır. Almanya'dan ABD kuvvetlerinin kademeli olarak çekilişi, NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarında GSYH'nin %5'inin harcanması beklentisi ABD'nin yalnızca yük paylaşımı talebi değil, yük devri talebidir. Yani salt masrafları paylaşmak değil; operasyonel sorumluluk devri.

Peki bu yükü kim taşıyacak? ABD'nin NATO müttefikleri içinde AB ülkelerinin buna ne mecali ne niyeti vardır. NATO dışındaki İsrail ise güvenilir bir ortak olmaktan çoktan çıkmıştır.

AB ve İsrail, ABD'ye Köstek

Avrupa, on yıllar boyunca ABD şemsiyesi altında silahsızlanabilme lüksünü yaşadı. İran Savaşı sırasında İngiltere, Fransa ve İspanya ablukaya açıkça karşı çıktı; Kızıldeniz'de ABD ile işbirliğini reddetti. Avrupa, ABD'nin en kritik operasyonlarında müttefik değil muhalif rolü üstleniyor. Çin meselesinde ise ABD'nin yanında saf tutmaktan açıkça imtina ediyor. AB, Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya ayakbağı olmaktan öteye gidemeyen Avusturya-Macaristan'ın ya da İkinci Dünya Savaşı'nda yine Almanya'ya köstek olan İtalya'nın bugünkü karşılığıdır; operasyonel yetkinlik ve derinliği kısıtlı, kendi sorunlarına çare üretemekten aciz, yaşlı ve atıl bir blok. Üstelik Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacı hızla azalırken, Avrupa'nın Türkiye'ye olan ihtiyacı giderek artmaktadır; enerji güvenliğinden göç yönetimine, savunmadan Ortadoğu istikrarına kadar her kritik konuda AB'nin karşısında Türkiye bulunmaktadır.

İsrail ise bambaşka bir sorun teşkil etmektedir. Gazze politikası, yerleşim genişlemesi, Lübnan'daki sınır ihlalleri, ilhak söylemi, ABD'nin Ortadoğu'da düzen kurma çabasını kolaylaştırmaktan ziyade sabote etmektedir. Arap ülkeleri ile olan İbrahim Anlaşmaları çözünmektedir; İsrail, ABD'nin bölgedeki ortaklarını ABD'den uzaklaştıran bir aktöre dönüşmüştür. Üstüne üstlük İsrail; ABD'nin birincil öncelikteki Çin mücadelesinden kaynak, dikkat ve odak çalan, ABD için artık ikincil öncelikteki bir bölgede istikrarsızlık üreten bir yük haline gelmiştir. Teokratik hezeyanları ile bölgeyi karıştıran bir aktör, ABD'ye stratejik derinlik sağlayamaz.

Türkiye ile ABD'nin Çıkarları Örtüşmektedir

Türkiye, dört kritik bölgede ABD'den yük alabilecek kapasitede olan ve bu bölgelerde çıkarları ABD ile yapısal olarak örtüşen tek NATO üyesidir.

Doğu Avrupa ve Karadeniz'de Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile kendini savaş tehdidi altında hissetmesi halinde Boğazları tamamıyla kapatabilmektedir. Askeri, diplomatik, iktisadi gücü ile NATO'nun güneydoğu kanadının fiili garantörü Türkiye'dir.

Ortadoğu'da İran Savaşı sonrası Irak-Suriye hattında doğacak güç boşluğu, Türkiye'nin düzen kurucu rolünü zorunlu kılmaktadır. ABD, bu bölgeden çekilme eğilimindedir; Türkiye'nin sınır güvenliği ise bunu imkansız kılmaktadır. Her iki taraf da İran Savaşı sonrası bölgede istikrar, devletdışı yapılanmaların bastırılmasını ve enerji güvenliğinin sağlanmasını istemektedir. Türkiye ile ABD arasındaki çıkar örtüşmesi yapısaldır, konjonktürel değildir.

ABD'nin Kafkasya ve Orta Asya'da Çin ve Rusya nüfuzunu dengelemek için başvurabileceği en doğal köprü Türkiye'dir. TRIPP, Zengezur koridoru, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, ve Orta Koridor ABD-Türkiye çıkar paralelliğinin somut projeleridir. Bu çıkar birliğinin aciliyetini rakamlar açıkça göstermektedir: Çin'in 2025 ilk yarısında yalnızca Kazakistan'a yaptığı yatırımlar 23 milyar dolara ulaşmıştır. Kırgızistan-Çin ticaret hacmi 27 milyar doları bulmuştur. Türkmenistan'ın dış ticaretinin %65'i yalnızca Çin iledir. Çin'in Orta Asya'da bir nüfuz operasyonu bulunmaktadır. ABD, Çin'in artan bu nüfuzunu dengelemek için Türkiye'ye ihtiyaç duymaktadır; nitekim Türk Devletleri Teşkilatı, Çin'e karşı Orta Asya'da inşa edilebilecek en organik alternatif yapıdır. Türk Birliği, ABD'nin Orta Asya çıkarları ile örtüşmektedir.

Afrika'da ise Türkiye son yirmi yılda diplomatik, askeri ve iktisadi varlığını sessizce ama kararlılıkla inşa etmiştir. Somali'de ve Libya'da Türk varlığı, ABD'nin terörle mücadele girişimlerine fiilen destek sağlamaktadır. Türkiye, NATO standartlarında silah ihraç eden ve Çin savunma platformlarına karşı kıtada alternatif sunan bir güç olarak ABD'nin doğal tamamlayıcısıdır.

Tüm bu coğrafyalarda Türkiye'nin elini güçlendiren bir başka gerçek vardır: Türkiye, son on yılda Libya'da, Azerbaycan'da, Suriye'de ve Ukrayna'da sahada sonuç alan tek NATO üyesi ülkedir.

Fırsat Penceresi ve Sorumluluk

Türkiye, NATO ittifakının ve ABD'nin Doğu Avrupa'dan Çin'e uzanan Avrasya güvenliğinin tek sağlayıcısı ve doğal lideridir. Türkiye'nin bu rolü fiilen üstlenebilmesi elbette içeride hukukun üstünlüğü, liyakat, iktisadi sağlık ve enerji bağımsızlığı gibi yapısal reform ve dönüşümleri gerektirmektedir; ancak bu, başka yazıların konusudur.

7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanacak NATO zirvesi bir test ve bir fırsattır. Türkiye bu zirveyi edilgen bir protokol etkinliğine dönüştürmemeli; kendi stratejik vizyonunu masaya koymalıdır. NATO, rahatsız bir ortaklığı daha disiplinli ve stratejik açıdan yararlı bir ortaklığa dönüştürebilir mi? Dönüştürebilir; ancak bunun yolu Türkiye'yi "yönetilmesi gereken zor bir müttefik" olarak çerçevelemeyi bırakmaktan geçer.

Türkiye, NATO'nun Avrasya cephesinin omurgasıdır. Müttefikler bu gerçeği ne denli çabuk görür ve kabul ederse, ortak güvenlikleri o denli berkitilecektir.

Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

Yatırımcı ve danışman. Akılcı milliyetçilik, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa zemininde dış politika, ekonomi ve tarih üzerine yazar.

Tüm yazılar
Etiketler: Dış Politika

Aynı kategoriden: Dış Politika

Tümünü gör
NATO, Orta Asya, Türkiye

NATO, Orta Asya, Türkiye

/

Aynı yazardan: Yaman Alp Ungan

Tümünü gör
Spor, Liyakat, Siyaset

Spor, Liyakat, Siyaset

/
NATO, Orta Asya, Türkiye

NATO, Orta Asya, Türkiye

/