İçeriğe geç

İki Mehmed, İki Konstantin: 29 Mayıs'ın Şerefi, 13 Kasım'ın Utancı

İstanbul, Türk tarihinin iki çehresini birden taşır. Bir gün bir Türk hakanının dehasıyla kılıç hakkı edilerek alındı; başka bir gün başka bir hükümdarın korkaklığıyla kurşunsuz teslim edildi. Fetheden ile teslim eden adaş, kuran ile kaybeden de. Tarihin cilvesi.

İki Mehmed, İki Konstantin: 29 Mayıs'ın Şerefi, 13 Kasım'ın Utancı
Yayımlandı:

İstanbul, Türk tarihinin iki çehresini birden taşır. Aynı şehir, bir gün bir Türk hakanının dehasıyla kılıç hakkı edilerek alındı; başka bir gün ise bir başka Türk hükümdarının korkaklığıyla kurşun atılmadan düşmana teslim edildi. Aynı adlar, aynı taht, aynı surlar; bambaşka iki ayrı akıbet.

Şehri kuran ile kaybeden adaş (I. Constantinus ve XI. Konstantinos), şehri fetheden ile teslim eden de adaş (II. Mehmed ve VI. Mehmed). Tarihin bir cilvesi.

29 Mayıs 1453: Dünya Tarihinde Bir Dönüm Noktası

29 Mayıs 1453, sıradan bir askeri zafer değildir. 21 yaşında bir Türk hakanının, yüzyıllarca Roma'nın hem maddi hem manevi başkenti olan Kostantiniyye'yi alarak Türklüğü bambaşka bir mertebeye sıçrattığı gündür. Bu zafer, Türklerin gazadan devlete, devletten imparatorluğa, ardından cihangirane iddia ve erekleri olan bürokratik bir emperyal idareye evrildiği büyük dönüşümün kilit halkasıdır.

II. Mehmed, mühendislikten istihbarata, finanstan diplomasiye geniş bir hazırlık yapmıştır. Macar mühendis Urban'ın geliştirdiği devasa topları Türk ordusunun emrine almıştır. Galata sırtlarından gemileri karadan yürütüp Haliç'i kıskaca alması çağının kuşatma alışkanlıklarının dışında, hatta üstünde bir cürettir. Bu, hem maddi ölçeği hem stratejik tahayyülü itibarıyla bir medeniyet atılımının tezahürüdür.

Asıl atılım, şehrin fethedilmesinden sonra gelir. II. Mehmed yalnızca bir şehir teslim almaz; Roma'nın emperyal şapkasını da devralır. Kayser-i Rum unvanını üstlenerek, Spengler'in deyimiyle Türk özüne yeni bir medeniyet kalıbını katmış, onun mirasını devralmıştır. İlber Ortaylı'nın da dediği üzere, Osmanlı İmparatorluğu 3. Roma'dır: 1. Roma pagan, 2. Roma Hıristiyan, 3. Roma Müslüman'dır.

Mert Bir Muarız: XI. Konstantinos

29 Mayıs'ı kutlarken, o günün hasmı da olsa XI. Konstantinos'un hakkını teslim etmek vatanperverlere yaraşır bir tutumdur. XI. Konstantinos Palaiologos, kötü bir hükümdar değildi. Yıkılmaktan kurtaramayacağı bir imparatorluk için, kendisinden çok daha üstün bir kumandan ve devlete karşı yiğitçe çarpışarak öldü. Ölümden kaçmadı, sığınmacı olmadı; tacı için kimseyle pazarlık yapmadı.

Hatasız değildi. Yüzyıllardır Doğu Roma'nın Ortodoks gururunun karşı kutbunda duran Katolik kilisesinin otoritesini, 1439 Floransa Birliği ile kabul etti. Türk genişlemesini durdurabilmek umuduyla Katolik Avrupa'dan askeri yardım koparma hesabıydı bu; ne yardım geldi ne de kendi halkı bu kararın arkasında durdu. Doğu Roma'nın iç meşruiyetini son kez ve telafi edilemeyecek biçimde zedeledi. Hatta Ortodokslar, Büyük Dük Lukas Notaras'a atfedilen meşhur söze göre, Konstantiniyye'nin ortasında Latin külahı görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlemiştir.

Yine de, XI. Konstantin mağrurdu. 28 Mayıs 1453 günü, II. Mehmed'in ona sunduğu teslim önerilerini reddetti. Rivayete göre "İmparatorluğu olmayan bir imparator olmaktansa ölürüm" diyerek, kendi sancağından başkasının dalgalandığı bir İstanbul'da yaşamaktansa ölmeyi seçti. Nitekim öyle yaptı. Mert adammış.

I. Constantinus'un kurduğu şehir, adaşı XI. Konstantinos'un hükümdarlığında el değiştirdi. Şehri kılıç hakkıyla teslim alan ve Roma İmparatorluğu'nun ardılı olma şerefine nail olan da bir Türk hakanıydı: II. Mehmed.

Taşıdığımız Tarihi Utanç: 13 Kasım 1918

Tarihin bir cilvesidir; II. Mehmed'in fethettiği kadim şehri adaşı VI. Mehmed teslim etmiştir. Hem de çarpışmadan. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandı; 13 Kasım 1918 günü İtilaf donanması Dolmabahçe önüne demir attı. 465 yıl önce dedesinin kılıçla aldığı şehri, torunu tek bir kurşun atmadan teslim etti.

XI. Konstantinos imparatorluğunu kurtaramayacağını bilerek ölümü seçti. VI. Mehmed Vahdeddin, ayakta tutabileceği bir milletin onurunu kurtarmak için bir parmağını bile oynatmadı. Mondros Mütarekesi'ni onayladı. İzmir'in 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu eliyle işgalini hükümetinin onayıyla kabul etti. Beş yıl boyunca işgalcilerin himayesinde tahtını ve hazinesini korumaya çalıştı. Sakarya Meydan Muharebesi sürerken, 60 yaşındaki VI. Mehmed 19 yaşındaki kız çocuğu ile evleniyor ve düğün yapıyordu.

VI. Mehmed, XI. Konstantinos kadar olamamıştır. İki bin yılı aşkın yazılı tarihi olan Türk tarihindeki belki de en büyük utançtır.

Bununla da kalmadı. Vatanın hürriyeti için ayağa kalkan Mustafa Kemal Paşa'yı ve Ankara hükümetini vatan haini ilan etti. Mustafa Kemal'in rütbe ve nişanlarını sökerek onu Divan-ı Harb-i Örfi'de gıyaben idama mahkum ettirdi. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'a milli kuvvetlerin katlinin meşru olduğuna dair fetvayı yazdırdı. Damat Ferit hükümeti eliyle Kuvayı İnzibatiye'yi kurdurdu; Türk'ün ateşle imtihanı sırasında Türk'e silah çektirdi. Bolu, Düzce, Yozgat ve Konya isyanlarının arkasında sarayın imzası vardır.

Vahdeddin, 16 Kasım 1922'de İstanbul İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harington'a bir sığınma mektubu yazdı. Mektubu "Halife-i Müslimin Mehmed Vahdeddin" unvanıyla imzaladı. 1400 yıllık halifelik makamını, bir Hıristiyan devletin akranı bile olmayan işgal komutanına pazarlık için kullanmaktan da zerre çekinmedi, utanmadı. Ertesi sabah, 17 Kasım 1922'de, Dolmabahçe rıhtımından HMS Malaya zırhlısına bindi. İngiliz bayrağına selam durdu.

Onursuz geçirdiği hayatını, milletine hıyanet ederek sığındığı düşmanın insafına bırakarak tamamladı. 16 Mayıs 1926'da San Remo'da öldü.

Elbette 1453'teki 48 yaşındaki bir hükümdar ile 1918'deki 57 yaşındaki bir hükümdarın karşılaştığı şerait aynı değildir. Asıl mesele şerait değil, tutumdur. XI. Konstantinos ölmek üzere olan imparatorluğu için dövüştü; VI. Mehmed ise ayağa kalkmış bir milletin direnişine karşı işgalcinin safında durdu. Burada acı olan, Vahdeddin'in silah alıp savaş meydanına çıkmamış olması değildir; işgalciyle açıkça işbirliği yapması, milli kuvvetlere karşı fetva çıkartması, kendi milletinin hayatına kastetmesidir. Utanç buradadır.

Bugüne Dersler

29 Mayıs 1453, vatanperver Türk milliyetçileri olarak şerefle ve gururla andığımız bir gündür. Kutlu ola. Ancak 29 Mayıs'ı kutlarken 13 Kasım'ı unutmamamız gerekir. İlkinden gurur duyar, ikincisinden ders alırız. Bir daha 13 Kasım yaşamamak, vatana ve millete borcumuzdur.

Bu utançtan bizi ancak kendi açıkgözlülüğümüz, ahlaki değerlerimiz ve milli bilincimiz koruyabilir. VI. Mehmed'in çıktığı toprak, bugünkü toprakla aynıdır. VI. Mehmed'i yetiştiren sadakat-temelli istibdat kültürü, biat-merkezli liyakatsizlik düzeni, hanedan çıkarını millet çıkarının üzerine koyan zihniyet halen mevcuttur ve aramızda cirit atmaktadır. Bugün de siyasette, idarede, özel sektörde, hatta entelektüel hayatta VI. Mehmed'lerin küçük, sıradan, gündelik versiyonları vardır; üstelik ne yazık ki giderek çoğalmaktadır. Türk milletinin çıkarı yerine yabancının cebine işleyen iş ilişkileri, milli kuvvetler yerine işgal komutanına selam veren makamlar, "Halife-i Müslimin" gibi büyük unvanları küçük menfaatler için kullanan kimseler her dönemde türemiştir. Bugün de vardır.

Her vatanperver Türk'ün görevi, bu sadakat-temelli biat kültürünü tanımak, ifşa etmek ve boğmaktır. Liyakatin önüne sadakatin geçtiği her zemin, yarının Vahdeddin'lerini bugünden yetiştirmektedir. Vahdeddin'in halife unvanıyla işgalciye sığınması ayrıca Yusuf Akçura'nın Üç Tarz-ı Siyaset'inde söz ettiği iflas etmiş medeniyet maskelerden birinin tarihte aldığı en utanç verici biçimdir: Ümmet maskesi, Türk milletinin başına geçirildiğinde milletin değil yalnızca hanedanın ve belli çıkar gruplarının kurtuluşuna hizmet etmiştir.

29 Mayıs 1453 yalnızca Türk tarihi için değil, dünya tarihi için bir kırılma noktasıdır. 13 Kasım'ın utancı ise bu mirası taşımaya layık olmayan asalakların Türk milletinin sırtından atıldığı kutlu yolculuğun başlangıcıdır. Tarih, Türk milletine yük olmuş çıkar gruplarının akıbetini bize defalarca açıkça göstermiştir. Bugün Türkiye'nin düşmanları, Türk milleti yerine yabancı çıkarlarla saf tutanlar ve kendi küçük çıkarlarının peşindeki asalaklar bilsin: Bu millet, 600 yıl hüküm sürmüş hanedanı bile milletinden kovduğu gibi, kendisine bugün ihanet edenleri unutmaz.

Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

Yatırımcı ve danışman. Akılcı milliyetçilik, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa zemininde dış politika, ekonomi ve tarih üzerine yazar.

Tüm yazılar
Etiketler: Tarih ve Türkoloji

Aynı kategoriden: Tarih ve Türkoloji

Tümünü gör
Hakikaten Cihan Devleti Miydik?

Hakikaten Cihan Devleti Miydik?

/

Aynı yazardan: Yaman Alp Ungan

Tümünü gör
Suriye ve Irak Türkmenleri Üzerine Notlar - I

Suriye ve Irak Türkmenleri Üzerine Notlar - I

/