İçeriğe geç

Terörle Müzakerenin Devlet Aklına Aykırılığı

Terörle müzakere hatadır. Egemenlik müzakere edilemez; bir devlet kendi varoluş şartlarını masaya koyduğu an taviz vermiş olur. Akademik çalışmalar tek bir gerçeğe işaret etmektedir: Taviz emsal üretir, terör ise kaybetmeye mahkumdur. Çözüm pazarlık değil, kararlılıktır.

Terörle Müzakerenin Devlet Aklına Aykırılığı

Türkiye yeniden bir müzakere mevsimine girdi. Soru çoğu zaman yanlış kuruluyor: "Barış mı, savaş mı?" Oysa bir devletin sorması gereken soru bu değildir. Doğru soru şudur: Silahlı bir isyanın bedeli var mıdır, yoksa yok mudur? Çünkü bir devlet kendi varoluş şartlarını masaya koyduğu an, müzakere etmiş olmaz; varoluşsal bir taviz vermiş olur. Terörle müzakere bir merhamet değil, bir kategori hatasıdır. Bedelini ödeyen de yalnızca bugünün devleti değil; yarının her vatandaşlık sözleşmesidir.

Bu analiz, sloganvari bir savunmanın ötesine geçmeyi amaçlamakta; "terörle müzakere olmaz" yaklaşımını, devlet aklının ve siyaset biliminin ortak hükmü olarak temellendirmektedir.

Zafersiz Barış Yoktur

Claremont Institute ekolünün en keskin kalemlerinden Angelo Codevilla, No Victory, No Peace eserinde basit ama unutulan bir hakikati hatırlatır: Bir savaşta yapılabilecek en büyük hata, aradığın barışın önündeki gerçek engeli yanlış teşhis etmektir. Teröristi "adalete teslim etmek", uğruna savaştığı davayı yenmekle aynı şey değildir. Yarım çözüm, çözümün kendisi değil; ertelenmesidir.

Codevilla’nın yaklaşımının arkasında daha derin bir ilke yatar: Egemenlik müzakere edilemez. Bir devletin barışı, tıpkı herkesinki gibi, onu savunacak güce bağlıdır; bu yüzden askeri ve kurumsal hazırlık bir lüks değil, devlet aklının birinci işidir. Üniter yapı, anayasal vatandaşlık tanımı, müşterek dil ve bayrak, bir devletin pazarlık kalemleri değil, varoluş şartlarıdır. Bunları masaya koymak müzakere değil, çözülmedir.

Tavizin Aritmetiği

Siyaset bilimci Barbara Walter, görgül (ampirik) veriler ile vaka analizlerini birleştirerek, 1956-2002 yılları arasında kendi kaderini tayin etme iddiasıyla ortaya çıkan tüm hareketleri inceledi. Devletlerin neden meydan okuyanla pazarlık etmekten kaçındığını gösterdi: Amaç, gelecekte daha pahalı talepler getirecek olanları caydırmaktır. Bir meydan okuyanı taviz vererek yatıştırmayı reddeden devletler, sonraki yıllarda ikinci ya da üçüncü bir meydan okumayla karşılaşmaya da anlamlı ölçüde daha az eğilimliydi.

Bilimsel bulgu ve çıkarımlar nettir. Bir örgütle masaya oturan devlet, yalnızca o örgüte değil; onun ardından gelecek herkese bir mesaj verir. Müzakere süreci sahaya şu mesajı verir: Devlete karşı silaha sarılmak, rasyonel bir siyasi kazanç kapısıdır. Bugün bir örgüte verilen taviz, yarın on örgüte verilmiş demektir; üstelik bu sinyal sınır tanımaz, PJAK gibi sınırötesi türevlere de cesaret aşılar. Caydırıcılık tavizle değil; tavizin reddiyle inşa edilir. Türk tarihindeki en somut emsal, Osmanlı’nın son döneminde Balkanlar’da verilen tavizlerle palazlanan ve yerel Türk nüfusunu terörize eden Sırp, Yunan, Arnavut ve Bulgar komitacılarıdır. Bu tarihsel arka planın yakın dönem ve günümüzdeki izdüşümleri ise ASALA ve PKK gibi yapılardır.

Terör Kaybetmeye Mahkumdur

Müzakere yanlılarının temel varsayımı, şiddeti durdurmanın yolunun taviz ve uzlaşıdan geçtiği yönündedir. Bilimsel araştırmalar ve veriler bunu doğrulamamaktadır. Max Abrahms'ın yüzlerce şiddet hareketini tahlil ettiği çalışmaları, terörün hükümet tavizi koparmakta etkisiz olduğunu göstermektedir; terör grupları siyasi hedeflerine ulaşmakta çarpıcı biçimde başarısızdır.

Terör örgütleri eninde sonunda kaybetmeye mahkumdur. Bu örgütleri "kazanmış" kılan tek şey, devletin vereceği gönüllü tavizlerdir. Üstelik bu örgütler ile yapılacak müzakereler, örgütlerin sahada kazanamadığı siyasi meşruiyeti masada hediye etmekten başka işe yaramaz.

Fesih, Teslim Sayılamaz

Bir örgütün liderliğinin sahnede silah bırakması, sahada bir güç boşluğu yaratabilir. Andrew Kydd ve Barbara Walter’ın "terörün stratejileri" kuramı, bu boşlukta ortaya çıkan bozguncu ("spoiler") ve rekabetçi şiddet ("outbidding") mekanizmaların nasıl daha parçalı ve çıkar odaklı yapılar doğurduğunu açıklamaktadır. Dahası, silahlı gruplarla yapılan anlaşmaların çoğu, taraflar birbirine güvenilir bir teminat veremediği için çökmektedir. Ne örgüt eksiksiz silah bırakacağına, ne de devlet imtiyaz tanıyacağına ilişkin karşılıklı olarak inandırıcı teminatlar verebilir. Teminatsız mutabakat da kağıt üstünde kalır.

Tarih bunu doğrulamaktadır. Peru, yaklaşık 69 bin can alan iç çatışmanın baş sorumlusu olan Sendero Luminoso'yu 1992 yılında, nokta bir istihbarat operasyonuyla liderini yakalayarak büyük ölçüde felç etti; ancak finansal ağları tamamen kurutulamadığı için örgüt kalıntıları bugün bile varlığını sürdürmektedir. Sri Lanka'da ise 2002 ateşkesi terör örgütü LTTE'ye yeniden silahlanma fırsatından başka bir şey vermedi; nihai sonuç 2009'da müzakereyle değil, örgütün tedarik hattının kesilmesiyle geldi. Fesih, teslim değildir. Sembolik bir örgüt kararı, sahadaki gerçeğin yerini tutmaz. Tam ve koşulsuz bir teslim şarttır.

Türkiye'nin Hafızası

Türkiye bu filmi gördü. 2013-2015 sürecinde devletin terörle mücadele aygıtı askıya alınırken, örgüt sahadan çekilmek yerine kendini tahkim etti; sonrasında şehir merkezlerine taşınan hendekler ve silah stokları sürecin gerçek niyetini gösterdi. Yanlış kurgulanan sıralama (yani önce taviz, sonra umut) yüzlerce güvenlik görevlimizin şehadetiyle ödendi. Kolombiya'nın "Paz Total" tecrübesini daha önce ayrı bir yazıda incelemiştik; oradaki ders de aynıydı.

Doğru sıra bunun tersidir: Önce sahadaki ve mali üstünlüğün eksiksiz tesisi; ardından, ancak doğrulanabilir, koşulsuz tam teslimden sonra, tasfiyeyi tescil edecek teknik adımlar. Türkiye askeri, iktisadi ve kurumsal açılardan her türlü üstünlüğe iyedir. Bu denli güçlü konumdayken taviz vermek siyasi basiretsizliğin ve başka hesapların işaretidir.

Sonuç

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası uyarınca her yurttaş, devletin kurucu unsuru olarak eşit ve birinci sınıf vatandaştır. Bu hukuki ve toplumsal zemini aşındırmaya yönelik her türlü arayış, doğası gereği ayrıştırıcı, tasfiyeci ve ırkçıdır. PKK bir narkoterör örgütüdür; onunla mücadele, haraç, kan ve uyuşturucuyla mücadeledir.

Terörle müzakere edilmez; onunla mücadele edilir. Düzen ve nizam tesis edilmeden konuşulan hürriyet, bir hülyadan ibarettir. Bir sonraki yazıda, bu mücadelenin asıl kazanılacağı cephe olan örgüt finansmanının kurutulmasını ele alacağız.

Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

Yatırımcı ve danışman. Akılcı milliyetçilik, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa zemininde dış politika, ekonomi ve tarih üzerine yazar.

Tüm yazılar
Etiketler: Hukuk ve Adalet

Aynı kategoriden: Hukuk ve Adalet

Tümünü gör
Sermaye Niye Kaçıyor?

Sermaye Niye Kaçıyor?

/
Adalet Yoksa Millet de Yoktur

Adalet Yoksa Millet de Yoktur

/

Aynı yazardan: Yaman Alp Ungan

Tümünü gör
Spor, Liyakat, Siyaset

Spor, Liyakat, Siyaset

/
NATO, Orta Asya, Türkiye

NATO, Orta Asya, Türkiye

/
NATO'nun Türkiye Denklemi

NATO'nun Türkiye Denklemi

/