İçeriğe geç

Petrol, Savaş ve Hesap Kitap – III: İran’da Oyuncu Sayısı Artarken Türkiye

Petrol, Savaş ve Hesap Kitap – III: İran’da Oyuncu Sayısı Artarken Türkiye
Yayımlandı:

Uydu görüntüleri, Hürmüz Boğazı açıklarında yalnızca Batılı donanmaların değil, artık Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun da varlık gösterdiğini ortaya koyuyor. Çin’in 2025’te hizmete aldığı Liaowang-1 istihbarat gemisi, iki muhrip eşliğinde Umman Denizi’nde demir attı. Çin’in Ortadoğu’da ilk kez doğrudan askeri istihbarat varlığı göstermesi bu.

Liaowang-1, 1.200 füze ve uçağı eş zamanlı takip edebilen, yapay zeka destekli 6.000 kilometrelik gözetleme menziline sahip, dünyanın en gelişmiş sinyal istihbaratı (SIGINT) platformlarından biri. Geminin uzun menzilli elektromanyetik sensörleri, harekat bölgesindeki ABD ve İsrail uçaklarının hareketlerini erken tespit edebiliyor. Çin tek bir mermi atmadan, ABD ve İsrail’in son nesil savaş kapasitesini canlı olarak izliyor, kayıt altına alıyor, öğreniyor. Asıl amaç İran’a yardım değil; teknolojik istihbarat hasadı. Çin, başkalarının savaşından bedelsiz ders çıkarıyor; ABD’yi çalışıyor, öğreniyor.

Ancak bu yalnızca bir istihbarat operasyonu değil. EIA verilerine göre Hürmüz’den geçen ham petrolün %84’ü Asya’ya gidiyor; Çin günde yaklaşık 5 milyon varille boğazın açık ara en büyük müşterisi. Çin tek başına akışın %38'ini çekiyor; Hindistan %15, Güney Kore %12, Japonya %11. Bu dört ülke toplam akışın dörtte üçünü oluşturuyor. Öte yandan İran’ın petrol ihracatının %90’ını Çin satın alıyor. Hürmüz’ün kapanması bu çift taraflı bağımlılığı aynı anda vuruyor. Ancak Çin armut toplamıyor; nitekim elinde 1,2 milyar varillik stoğu (yaklaşık 3 aylık bir tamponu) var. Liaowang-1, hem enerji güvenliği hem de büyük güç diplomasisi boyutuyla Pekin’in “ben de buradayım” iletisi.

Trump, Şi Cinping ile planlı mart sonu Pekin zirvesini erteleyebileceğini ima ederek Çin’e Hürmüz Boğazı’nı açma baskısı yapıyor. “Çin petrolünün %90’ını boğazdan alıyor, yardım etmeli” diyor. Pekin ise zirveyi erteleme niyeti göstermeden, bir istihbarat gemisi konuşlandırdı. ABD Hazine Bakanı Bessent’in CNBC’ye söylediği “Şimdilik Çin ve Hint gemilerinin geçmesinde sorun yok” ifadesi, Vaşington’ın Çin’le doğrudan çatışmadan (şimdilik) kaçındığını gösteriyor. Hindistan da kendi diplomasisini yürütüyor: İran’ın el koyduğu üç İran tankerini serbest bırakarak iki Hint gemisine geçiş hakkı aldı. Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar bunu diplomasinin somut sonucu olarak sunuyor. Hindistan ve Çin de artık Ortadoğu’da oyuna dahiller. Ortadoğu, Türklerin yaklaşık son bin yıldır arkabahçesi. Kimin buraya girip çıktığı bizi yakından ilgilendirir. İran etrafında gelişen bu oyunda yer almak ve geleceği şekillendirmek istiyorsak edilgen olma lüksümüz yok.

İran’ın Dağınıklaşan Komutası ve Türkiye

İran cephesinde savaşın yarattığı bir başka dinamik dikkat çekiyor. İsrail’in Kasım Süleymani’den Hizbullah lider kadrosuna, nükleer bilim adamlarından dini lidere değin son on yılda yürüttüğü nokta suikastlar, İran Devrim Muhafızları’nın komuta yapısını parçaladı. Sahada kalan birimler merkezi emirleri beklemek yerine bir nevi “üzüm salkımı” modeline geçti. Güvenlik analistleri bunu Tahran’dan kilometrelerce uzakta, bağımsız kararlar alan dağınık bir yapı olarak tanımlıyorlar.

Bu dağınıklaşma, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Irak ve Suriye havasahalarını aşarak Doğu Akdeniz’e yönelen ve Türk hava sahasına giren üç balistik füze NATO imkanları ile düşürüldü. İran’ın resmi açıklaması bu füzelerin hedefinin Türkiye olmadığı yönündeydi; ancak merkezi komutanın dağınıklaştığı bir yapıda “niyet” ile “sonuç” arasındaki mesafe tehlikeli biçimde açılıyor.

Bunun bir diğer boyutu ise, İran’ın merkezi gücü zayıfladıkça PJAK-PKK gibi devletdışı oyuncular palazlanabilir. Tahran’ın kontrolü yitirdikçe bölgede güç boşluğu giderek artıyor; bu da bu gibi yapılanmalara daha geniş bir manevra alanı sunuyor. Birinci ve İkinci Körfez Savaşları, Suriye İç Savaşı ve IŞİD’in yükselişi gibi dönemlerde doğan güç boşluğundan PKK’nın ve türevlerinin kendilerine oyun alanı açtığını deneyimlemiştik. Güncel ABD-İran Savaşı’nda da bunun böyle olacağı aşikar. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit edecek her kurumsallaşmanın önünün kesilmesi, petrol fiyatları kadar acil bir gündem maddesi. Edilgenlik bir lüks değil, stratejik bir tavizdir.

İran’ın geleceği Tahran’da, Vaşington’da veya Tel Aviv’de değil; sahada belirlenecek. Türkiye bu sahada etkin biçimde yer almazsa, ne petrol masasında ne güvenlik masasında söz hakkı olacak. Sahada olmak, masada hak kazandırır. Arkabahçemizdeki ve coğrafyamızdaki oyuncular artıyor. Gözümüz açık olmalıyız.

Petrol, Savaş ve Hesap Kitap – I: Süregiden Sessizlik
Brent petrol 106 dolara tırmandı; Cuma kapanışının 3 dolar üzerinde, savaş öncesinin %45 yukarısında. Hürmüz Boğazı fiilen kapalı. Dünya petrol ticaretinin beşte biri (günde 20 milyon varil) askıda. IEA’nın mart raporuna göre Körfez ülkeleri üretimi en az 10 milyon varil/gün kıstı; bu, küresel petrol piyasası tarihinin en büyük
Petrol, Savaş ve Hesap Kitap – II: Bir Yangını Söndürürken Bir Diğerini Körüklemek
Vaşington’ın İran savaşı boyunca aldığı kararlar, bir öncelik hiyerarşisini açıkça ortaya koyuyor. ABD üç stratejik hedef arasında tercih yapmak zorunda kaldığını savunabiliriz: (1) Düşük benzin fiyatlarını sürdürmek, (2) İran Savaşı’nı sürdürerek İran üzerindeki baskıyı arttırmak, ve (3) Rusya’yı Ukrayna Savaşı’nda zor durumda bırakmak. Vaşington ilk ikisini
Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

Yatırımcı ve danışman. Akılcı milliyetçilik, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa zemininde dış politika, ekonomi ve tarih üzerine yazar.

Tüm yazılar

Aynı kategoriden: Dış Politika

Tümünü gör
NATO, Orta Asya, Türkiye

NATO, Orta Asya, Türkiye

/
NATO'nun Türkiye Denklemi

NATO'nun Türkiye Denklemi

/

Aynı yazardan: Yaman Alp Ungan

Tümünü gör
Spor, Liyakat, Siyaset

Spor, Liyakat, Siyaset

/
NATO, Orta Asya, Türkiye

NATO, Orta Asya, Türkiye

/