İçeriğe geç

Kurumsal Aşınma ve Piyasalar: Piyasa Aldırmazlığı Kuramı

Vatandaş, değerleri ile ekonomik çıkarları çatıştığında çoğunlukla ikincisini seçiyor. Mahfi Eğilmez bu örüntüye Piyasa Aldırmazlığı Kuramı diyor. Aldırmazlık bir karakter zaafı değil; sistemin bireye dayattığı bir denge noktası. Bunu kıracak olan vicdani uyanış değil, mimarinin yeniden tasarımıdır.

Kurumsal Aşınma ve Piyasalar: Piyasa Aldırmazlığı Kuramı

23 Mayıs 2026'da Yargıtay 21. Hukuk Dairesi CHP kurultayı hakkında mutlak butlan kararı verdi. Aynı gün BIST 100 endeksi %6,05 düşerek 13.164'e geriledi. Beş yıllık CDS primi 20 baz puan artarak 261'e tırmandı, gösterge tahvil faizi %44,24'e çıktı. Cuma günü Türkiye Varlık Fonu devreye girip yoğun alımlar yaptı; TCMB döviz satışıyla USD/TL kurunu 45,70 düzeyinde tutmayı başardı. Kredi büyüme sınırları düşürüldü. Üç günün ardından ise piyasalar normale döndü.

Bu örüntüyü son üç yılda en az dört kez izledik. Bir siyasi şok, sert bir fiyat hareketi, devreye giren araçlar, geri çekilen tepki. Sistem bir dengeye oturuyor; ne var ki bu denge giderek aşağıya doğru kayıyor.

Mahfi Eğilmez'in Piyasa Aldırmazlığı Kuramı, bu örüntüye iktisat literatüründe konulabilecek en isabetli teşhisi koyuyor.

Kuramın Özü

Eğilmez, bu kuramını ilk kez 2017'de kavramsallaştırmıştı; 2026 Haziran'ında ise bunu sistematik bir çerçeveye oturttu. Kuramın özü şu: Bireyler değerleri ile ekonomik çıkarları çatıştığında çoğunlukla ikincisini seçerler. Yeni bir hukuksal çürüme, kurumsal aşınma ya da siyasal yozlaşma karşısında ilk birkaç gün tepki gösterilir; ardından piyasalar toparladığında bu tepki geri çekilir. Birey için bu davranış kısa vadede rasyoneldir. Sorun ise toplumsaldır; bireysel düzeyde rasyonel görünen milyonlarca kararın toplamı, uzun vadede irrasyonel toplumsal sonuçlar üretir.

Kuramın temelinde beş mekanizma sayılabilir: Varlık bağımlılığı, istikrarsızlığın normalleşmesi, kısa vadeli rasyonalite, kişisel kayıp korkusu, uyarlanmış beklentiler. Piyasa Aldırmazlığı Kuramı, insanları ahlaksızlıkla ya da irrasyonellikle suçlamaz; kronik belirsizlik altında bireyin ekonomik güvenliğini önceleyişini bir rasyonalite biçimi olarak kabul eder.

Sistem İnsanları Aldırmazlığa İtiyor

Eğilmez'in kuramında tanımladığı aldırmazlık bireylerin bir karakter tercihi değil; içindeki bulundukları toplumun ve siyasi şeraitin getirdiği bir mecburiyetin ürünü. Türkiye'de bireyleri bu konuma sıkıştıran üç eşzamanlı yapısal dinamik var.

Birincisi, parasal aktarım kanallarının asimetrisi. Richard Cantillon'un 1730'da gözlemlediği etki bugün Türkiye'de tüm sertliğiyle işliyor. Merkez bankası bilançosunu genişlettiğinde yeni likidite herkese aynı anda ulaşmıyor. Önce bankalar ve büyük şirketler kredi musluğuna erişiyor, sonra varlık fiyatları patlıyor; en sonda satın alma gücü erimiş halde maaşlar geliyor. UBS'nin 2025 Küresel Servet Raporu'na göre Türkiye, 2024'te dolar bazında milyoner sayısında dünyada en hızlı artışı kaydeden ülke oldu; aynı yıl kişi başına reel servet %14,6 düştü, ortanca servet %21 eridi. Vatandaş aldırmaz görünmesine rağmen zaten oyunun kaybeden tarafında. Ses çıkarmamak ona bir şey kazandırmıyor; sadece daha da hızlı kaybetmesini engelliyor.

İkincisi, ahbap-çavuş kapitalizminin tutsak ettiği kitleler. Sistemde bir şekilde barınmak isteyen işadamı, yatırımcı, ihale alan müteahhit, kredi kullanan KOBİ, vb. niceleri bir noktada siyasi iradenin onayına bağımlı hale geliyor. Ses çıkarmak ihale kaybetmek, kredi musluğunun kapanması, vergi denetimiyle muhatap olmak demek. Bu koşullar altında aldırmazlık ahlaki bir zaaf değil; kurumsal bir hayatta kalma stratejisi. Daron Acemoğlu ile Simon Johnson'un yıllardır vurguladığı sömürgen kurumlar ("extractive institutions") çerçevesi bu olgu ile birebir örtüşüyor; sömürgen kurumların bulunduğu bir toplumda bireyin sesi bireye salt maliyet olarak geri dönüyor, bireyin sessizliği ve biatı ise ödüllendiriliyor ya da en kötü ihtimalle cezalandırmıyor.

Üçüncüsü, cezasızlığın verdiği yanlış sinyal. Suçun bedeli yoksa, suça karşı çıkmanın da getirisi kalmıyor. Transparency International'ın 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi'nde Türkiye 31 puanla 124. sırada; World Justice Project'in 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 143 ülke arasında 118. Bir vatandaş yolsuzluğu görüp tepki gösterdiğinde, bu tepkinin sonuç doğurma ihtimali sıfıra yakınsa, vatandaşın tepki göstermemesi rasyonelleşiyor. Sessizlik bir tercih değil; sistemin bireye dayattığı bir denge noktası.

Bu üç dinamik birleştiğinde vatandaşa sahici bir tercih kalmıyor. Aldırmazlık bir karakter zaafı değil, sistemin onu sıkıştırdığı dar alanda işleyen bir hayatta kalma refleksi. Bu olgunun daha da rahatsız edici kısmı ise, aldırmazlığın yalnızca iktisadi alanda sınırlı kalmaması; ülkenin dokusuna işlemiş olması. Aldırmazlık yalnızca piyasaların değil, kamusal alanın da varsayılan fabrika ayarı haline geldi.

Diğer İktisadi Çerçeveler

Eğilmez'in türettiği kuramın benzerleri mevcut. Onun kuramını bunlarla birlikte okuyunca argümanı güçleniyor.

Daniel Kahneman ile Amos Tversky'nin kayıptan kaçınma kavramı, Eğilmez'in "kişisel kayıp korkusu" mekanizmasının davranışsal temelidir: Birey aynı miktardaki kaybı, aynı miktardaki kazançtan yaklaşık iki kat ağır hisseder (Nitekim matematiksel olarak, %50 düşüşten sonra aynı noktaya geri gelmek %100 artış gerektirmektedir). Bu asimetri kronik enflasyonist ortamlarda büyür; çünkü kayıp ihtimali hem daha sık hem daha keskindir.

Albert Hirschman'ın klasikleşmiş "Çıkış, Ses, Sadakat" ("Exit, Voice, and Loyalty") çerçevesi de doğrudan aldırmazlığa bağlanır. Hirschman'a göre kurumsal aşınma karşısında bireyin üç seçeneği vardır. Bunlar; çıkış yapmak, ses çıkarmak, ya da sadakat göstermektir. Bugün Türkiye'de ses seçeneğinin giderek daraldığını ve çıkışa yönelenlerin arttığını gözlemliyoruz. 2018'de 136 bin olan dışgöç 2023'te 291 bine çıktı; gidenlerin %59'u yükseköğretim mezunuydu. Bu, ciddi bir beyingöçü.

Timur Kuran'ın tercih saklama ("preference falsification") kavramı meselenin bir başka boyutuna işaret etmektedir. Kuran, baskıcı ya da belirsiz ortamlarda bireylerin gerçek tercihlerini kamusal alanda gizleyip piyasanın ya da iktidarın beklediği davranışı sergilediğini, bu sahte uyumun bir günde ani bir çöküşle bozulduğunu göstermiştir. Aldırmazlığın tercih saklamanın bir biçimi olduğu savunulabilir.

Mimariyi Değiştirmek

Türkiye'de hem siyasal iktidar hem de muhalefet toplumun ilk birkaç günden sonra piyasa aldırmazlığı eğilimine girdiğini artık çok net bir biçimde biliyor. Siyasal iktidar bu örüntüyü öğrendiği ve yakından tanıdığı için, her yeni kurumsal aşınma adımının bedelini artık çok daha rahat hesaplayabiliyor.

Aldırmazlığı kıracak yol vatandaşın vicdani uyanışı değil; sistemin onu uyanmaya mecbur kılan biçimde yeniden tasarlanmasıdır. Üç eksen belirleyicidir.

Hukukun üstünlüğü olmadan aldırmazlık kırılmaz; çünkü tepki gösterenin korunmadığı bir yerde tepki bir lükstür. Sahici rekabet olmadan aldırmazlık kırılmaz; çünkü fırsat eşitliğinin olmadığı ve rekabet ortamının gayri iktisadi saikler ile dengesizleştirildiği toplumlarda sermaye saklanır. Liyakat olmadan aldırmazlık kırılmaz; çünkü liyakatsiz bir sistem sessizliği ve biatı ödüllendirir, becerikli, üstün ve yaratıcı olanın yerine koyar.

Eğilmez, 23 Mayıs yazısını kritik bir soruyla bitiriyor: "Toplumun yitirdiği zaman, yükselen faizler, katlandığı maddi kayıplar, üretimdeki düşüşler ne olacak?"

Bu biriken faturalar asla ödenmeyecek değil, milletçe hanemize yazılıyor. Gelecekte burnumuzdan fitil fitil gelecek; bu faturayı hepimizin çocukları ödeyecek. Bu süre zarfında ülkece kaybettiğimiz zaman, küresel rekabette geride kalmamız ise cabası. Bu gidişatı durdurmak bu kuşağın vazifesidir.

Üstüne üstlük, aldırmazlık doğası gereği nereye varacağı önceden ölçülebilir bir denge değil. Bu yapay sessizliğin ne zaman çatlayacağı meçhul.

Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

Yatırımcı ve danışman. Akılcı milliyetçilik, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa zemininde dış politika, ekonomi ve tarih üzerine yazar.

Tüm yazılar

Aynı kategoriden: Ekonomi, Finans, Girişimcilik

Tümünü gör

Aynı yazardan: Yaman Alp Ungan

Tümünü gör
Suriye ve Irak Türkmenleri Üzerine Notlar - I

Suriye ve Irak Türkmenleri Üzerine Notlar - I

/