7 Haziran 2026 günü gerçekleşen Ermenistan seçimlerinde, Nikol Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisi, oyların yaklaşık %50'sini alarak mecliste 64 sandalye elde etti; açık bir zafer kazandı. Diğer yanda, Samvel Karapetyan'ın Rusya destekli Güçlü Ermenistan bloku %23,2'de, eski cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın "savaşa devam" ittifakı ise %9,9'da kaldı. O gece Paşinyan "Ermenistan halkı barış, bölgesel refah ve bölgesel iş birliği için oy verdi. Umarım bu tercih Türkiye ve Azerbaycan'da olumlu karşılanır." diyerek Ermenistan'ın içinde bulunduğu rüyadan uyanıp gerçeğe gözünü açmak istediğini vurguladı.
Gerçek Ermenistan Tezi
Paşinyan'ın savunucusu olduğu "Gerçek Ermenistan" tezi, Ermenistan'ın Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk tarafından kabul edilmiş 26.743 km²'lik bugünkü sınırlarını kabul etmek; üç komşusundan toprak talep eden "Büyük Ermenistan" söyleminden kesin biçimde vazgeçmek; Ermeni siyasal kimliğini geçmişin yaralarından değil, bugünün maddi gerçekliğinden inşa etmek temellerine dayanmaktadır.
"Hükümetim ve ben şu kanıya vardık ki, tarihi Ermenistan ile gerçek Ermenistan sadece karşılaştırılamaz olmakla kalmıyor ama sık sık birbiriyle çelişiyor ve hatta birbirini tehlikeye atıyor. (…) Ermeniler, kendilerini tarihi Ermenistan'ın duygusal bağlarından özgürleştirerek mevcut, gerçek Ermenistan'a odaklanmalıdır. (…) Geçmişle bu duygusal bağlar Ermenilerin hiçbir zaman gerçekten bağımsız olamayıp 'dış destekçi ve kurtarıcılar' arayışında olmasını da garanti ediyor."
Bu anlayışın ışığında, 2020 sonrası ateşkese uyularak sınırdaki dört köy Azerbaycan'a iade edildi. 8 Ağustos 2025'te Vaşington'da Aliyev ve Trump ile imzalanan anlaşma, Zengezur ulaşım koridorunun statüsünü belirledi ve TRIPP adıyla bilinen projeyi başlattı. Seçimlerden kısa süre önce Ermenistan resmî belgelerinden Ağrı Dağı silüeti kaldırıldı. Aras Irmağı üzerindeki tarihi Ani Köprüsü'nün Türkiye ile birlikte ortak restorasyonu kararlaştırıldı.
Bölgedışı Güçlere Sığınmanın Bedeli
Bölgedışı güçlerin eteklerine sığınarak vatandaşı olduğu devlete silah çeviren toplumlar, ağır bedeller ödemiştir. Patron, müttefik ya da "ağabey" addedilen bu güçler, çıkarları bittiği noktada çekilmişler; bu toplumları kendi çıkarlarına alet etmişler, onları maşa olarak kullanmışlardır.
Ermenistan'ın yakın tarihi bunun açık tanığıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun altında en yüksek mevkilere yükselen, ticaret zenginleşerek refah içinde yaşayan, Millet-i Sadıka addedilen Ermeniler, I. Dünya Savaşı'nda Çarlık Rusyası'nın vaatlerine güvenerek Osmanlı İmparatorluğu'na karşı silahlanmış ve işgal kuvvetleri ile işbirliği yapmıştır. Sonucunda da Doğu Cephesi'nde Türk ordusunu arkasından vuran, Türk köylerini yağmalayan Ermeniler, cephenin güvenliğini sağlamak üzere tehcir edilmişlerdir. Nitekim İstanbul ve cepheden uzak bölgelerdeki Ermeniler tehcir edilmemiştir; bu, tedbirin sınırlı ve askeri saikli olduğunun açık kanıtıdır.
Benzer biçimde, Ermenistan'ın 1993 Karabağ saldırısı yine bir Rus şemsiyesi altında başlamıştır. Sonucunda Ermenilerin hiçbir kazancı olmadığı gibi, kayıpları olmuştur: 30 yıl boyunca kapalı kalan sınır, çürüyen bir ekonomi, komşularından soyutlanmış ve tecrit edilmiş bir Ermenistan.
Ermenistan'ın bu noktaya gelmesinde, Ermenistan ile yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmayan Ermeni Diasporası'nın rolü büyüktür. Ekseriyetle Amerikan ya da Fransız vatandaşı olan, Ermenistan'ın gündelik gerçekliğinden kopuk diaspora siyasal aklı, sahibi olmadığı bir vatanın kaderine yön vermeye çalışmaktadır. Sözde intikam hayalleri üreten ve bu zehri pompalayan bu diaspora, Ermenilere en büyük kötülüğü yapmakta, onları bölgesel barıştan, ticaretten ve refahtan mahrum kılmaktadır. Bugün Ruslarla ya da diasporanın romantik tutkularıyla yatağa giren bir Ermenistan, yenilmeye mahkumdur. Ermenilerin refahı, komşularıyla, başta Türkiye olmak üzere, iyi geçinmesinden geçer.
Bu örüntü ne yazık ki Ermenilere özgü değildir. Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada, bölgedışı güçlerin himmetine güvenerek Türkiye'ye husumet besleyen çokça yapılanmalar vardır. Tarihten ders almayanlar, bu dersi eninde sonunda kendi acılarıyla öğrenirler.
Türk-Ermeni İlişkileri
Türklerin Ermenilerle bir sorunu yoktur. Sorun, Ermenistan anayasasındaki toprak talebi ifadeleri ve tarihte karşılığı bulunmayan soykırım iddialardır. Bu iki engel kaldırıldığında, yüzyıllar boyu iç içe yaşamış iki halkın yeniden komşuluk kurmamasının hiçbir akılcı gerekçesi kalmaz. Erivan sokaklarında insanların önemli bir kısmı hala Türkçe konuşmaktadır. Mutfağımız benzerdir. Diasporanın kurguladığı ezeli düşmanlık, Kars'ta da Erivan'da da sokakta karşılığı bulunmayan bir kurmacadır.
Lord Palmerston'ın 19.yy'da sarf ettiği ünlü sözü: "İngiltere'nin ebedi dostları ve düşmanları yoktur; değişmez çıkarları vardır." Bu mantık her devlet için işler; devletler duygusal organizmalar değildir, çıkarlarına yönelik hareket etmekle mükelleftirler. Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi, bugün her iki devletin de çıkarınadır.
Orta Asya'ya Açılan Kapı: Kafkasya
1993'ten bu yana iki sınır kapımız kapalıdır: Kars'taki Akyaka/Akhurik ve Iğdır'daki Alican/Margara. Bu 33 yılın iktisadi maliyeti, yalnızca Ermenistan ve Türkiye'ye değil; Kafkasya, Karadeniz ve Orta Asya ülkelerinin hepsine olumsuz etki etmiştir.
Sınırın açılması Orta Asya'dan Karadeniz Havzası'na, Ortadoğu'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş bir bölgenin siyasi ve iktisadi ikliminin hızla normalleşmesi anlamına gelecektir. TRIPP üzerinden işlevsel hale gelecek Zengezur koridoru, Orta Asya'yı karadan Avrupa'ya bağlayacaktır. Türkiye, bu hattın doğal lojistik merkezi ve katma değer durağıdır.
Ermenistan, Türkiye için bir pazar teşkil etmektedir. Genç, dinamik, dışa açılma iştahı yüksek bir piyasadır. Türk girişimcileri için doğal bir genişleme alanıdır. Kafkasya, Türk Devletleri Teşkilatı'nın bölgesel entegrasyon mimarisinin ayrılmaz bir halkasıdır; sınır kapılarının açılması bu mimariyi destekleyecektir.
Ermenistan Anayasası'nın Değişmesi Gerekliliği
Ermenistan Anayasası'nın önsözünde temel belge olarak kabul edilen 1990 Bağımsızlık Bildirgesi'nin 11. maddesi, 1915 olaylarını "soykırım" olarak nitelendirmekte ve Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunun bir kısmını "Batı Ermenistan" olarak tanımlamaktadır. Bu ifadeler kaldırılmalıdır; aksi halde ne sınır kapıları açılabilir, ne karşılıklı büyükelçiler görevlendirilebilir. Aynı koşul Azerbaycan'ın ve Gürcistan'ın da talebidir; nitekim bu ülkelerden de toprak talepleri Ermenistan anayasasında mevcuttur.
Paşinyan yeni bir anayasa için referandum istemektedir; ancak Sivil Sözleşme 64 sandalyede kalmıştır; referandum için gereken anayasal çoğunluktan birkaç sandalye eksiktir. Paşinyan çoğunluğu sağlamak üzere muhalefetten transferler ya da bir erken seçim düşünmektedir. Türkiye'nin tutumu net olmalıdır: Anayasa değişikliği ile sınır açılışı ve normalleşme eşzamanlı yürümelidir. Anayasa değişikliği gerçekleşinceye değin iyi niyetli ve karşılıklı güven sağlayıcı somut eylemler yapılabilir: Ani Köprüsü'nün ortak restorasyonu, müşterek kültürel girişimler, vb. Muhatap Ermenistan'daki Ermeniler olmalıdır; kindar Ermeni diasporası değil.
İleriye Bakmak Şart
Tarih tarihte kalmalı, bizim işimiz geleceği inşa etmek. Türkiye-Ermenistan ilişkileri normalleşmeli; Türkiye, Kafkasya üzerinden Orta Asya'ya giden kapıyı berkitmeli, bölgede barış ve düzeni tesis etmeli, bölgedeki ticareti canlandırmalıdır.
Ermenistan'da sandıktan Paşinyan çıkmıştır; Paşinyan Gerçek Ermenistan'ı savunmaktadır, kindar ve yayılımcı hulyalardan vazgeçmektedir. Türkiye, Ermenistan ile bunun üzerine bir ilişki inşa edebilir. Bunun önkoşulları nettir: Ermenistan anayasasının değişmesi, Ermenistan'ın asılsız iddialarından ve toprak taleplerinden tümüyle vazgeçmesi.