Bir çocuğun on lirası var. Bankaya koysa yıl sonunda on bir lira olacak. Bunun yerine limon alıyor, bütün yaz limonata satıyor, yıl sonunda elinde on bir lira kalıyor.
Annesi "bir lira kazandın" diyor. Amcası "hiçbir şey kazanmadın, o bir lirayı zaten oturduğun yerde alacaktın" diyor. İkisi de doğru söylüyor, çünkü ikisi farklı şey sayıyor. Annesinin saydığı muhasebe kazancıdır: Eline geçenden cebinden çıkanı düşer. Amcasının saydığı iktisadi kazançtır: Aynı parayı başka bir işte kullansaydı ne elde edecekti, onu da düşer.
Kaynakların Verimli Kullanılması
Bir ülke kimsenin geçmeyeceği bir köprü yapabilir. Çimento dökülür, işçi ücretini alır, makine çalışır. Bunların hepsi milli gelire eklenir; hesap doğrudur, rakam yükselir.
Ancak aynı para ve aynı emek bir limana ya da bir fabrikaya gitseydi, ülkeye yıllar boyunca daha fazlasını üretecekti. Aradaki fark hiçbir yere yazılmaz. Gayrisafi yurt içi hasıla bir hasılat rakamıdır, kazanç rakamı değildir. Ne sermayenin yıpranmasını düşer, ne o sermayenin başka bir işte getirebileceğini.
Şirket muhasebesinde de aynı boşluk vardır. Gelir tablosu borcun faizini gider yazar, ortağın koyduğu paranın maliyetini yazmaz. Bir şirket her yıl kar açıklayıp her yıl ortağını fakirleştirebilir. Bir ülke de her yıl büyüyüp her yıl fakirleşebilir.
İktisatçılar bu farkı ölçmek için tek bir soru sorar: Aynı sayıda işçi ve aynı miktarda makineyle geçen yıl ürettiğinden fazlasını üretebiliyor musun? Fazlasını üretiyorsan aradaki fark verimliliktir. Teknik adı toplam faktör verimliliği; büyümenin, daha çok girdi koymakla açıklanamayan kısmıdır. Robert Solow bu artığı 1950'lerde tanımladığından beri, bir ülkenin gerçekten zenginleşip zenginleşmediği buradan okunur.
Dünya Bankası'nın 2025 tarihli Ülke İktisadi Muhtırası, 2002-2023 arasındaki büyümenin %61'inin sermaye birikiminden, %31'inin işgücü ve eğitim düzeyindeki artıştan geldiğini hesaplıyor. Geriye kalan onda birden az. Yirmi bir yıllık büyümenin neredeyse tamamı, daha çok girdi koymaktan ibaret.
Karşılaştırma tabloyu daha da açıyor. Penn World Table verisine göre 2010-2019 arasında Türkiye yılda ortalama %5,5 büyüdü, verimlilik artışı ise %0,3'te kaldı. Aradaki 5,2 puanlık fark, dokuz ülke arasındaki en geniş makas.
Verimliliğin 2010 sonrasında yavaşlaması yalnız bize özgü değil; listedeki dokuz ülkenin hepsinde yavaşladı. Ayrım başka yerde. Romanya %3,9 büyürken verimlilikten 2,3 puan, Polonya %3,6 büyürken 1,3 puan almayı sürdürdü; ikisi de bizden yavaş büyüdü, ancak büyümelerinin çok daha büyük kısmını verimlilikten aldılar. Türkiye büyüme hızını korudu, ancak verimliliği kaybetti.
Bunun tek istisnası kısa bir dönem. Acemoğlu ve Üçer'in hesabına göre 2002-2006 arasında verimlilik yılda %4 ile %5 arasında arttı ve o dönemin büyümesinin yarıdan fazlasını tek başına açıkladı. 2009 sonrasında ise milli gelir yılda ortalama %6,5 büyürken verimlilik artışı fiilen sıfırlandı. Farklı yöntemler verimliliğin düzeyi için farklı büyüklükler veriyor; kırılmanın yönü hepsinde aynı çıkıyor. TÜİK verileriyle yapılan yeni bir ayrıştırma çalışması aynı kırılmayı işgücü tarafında gösteriyor: Çalışan başına üretim 2002-2007 arasında yılda %6,1 artmış, 2010'dan sonra %2,6'ya inmiş ve bir daha toparlanmamış.
İmalat sanayiinde tablo daha da açık. İmalatın verimlilik artışına katkısı miktar olarak yerinde duruyor; ancak bileşimi değişmiş. Firmaların kendi içinde daha verimli hale gelmesinden gelen katkı 2018-2023 döneminde 0,13 puana, yani fiilen sıfıra inmiş. Fabrika sayısı artıyor, fabrikanın kendisi iyileşmiyor.
Bunun yetmiş yıllık toplamı da hesaplanmış. İmrohoroğlu ve Üngör'ün Avrupa Komisyonu yayınlarına da giren çalışmasına göre Türkiye, 1950'den bu yana kişi başına gelirde ABD'ye yakınsayamamış tek kurucu OECD üyesidir; kişibaşına geliri elli yıl boyunca ABD'nin yaklaşık beşte biri seviyesinde takılı kalmıştır. Aynı çalışma bu durgunluğun iki sebebini gösteriyor: İşgücüne katılımın gerilemesi ve verimliliğin yerinde sayması.
Müsebbibi Ne?
Bir şirketin bir makineyi bir yıl elinde tutmasının kendisine kaça mal olduğuna sermayenin kullanım maliyeti denir; kabaca ticari kredi faizinin, yatırım malı fiyatlarındaki değişime göre düzeltilmiş halidir. Dünya Bankası bu maliyeti Türkiye için hesaplamış: 2005'te %12,8, 2023'te eksi %20,5.
Eksi işareti şu demek: Borçlanıp makine alan kişi, borcunu geri öderken reel olarak aldığından azını ödüyor. Makine bedava değil, bedavadan ucuz. Aynı dönemde ücretlerin sermaye maliyetine oranı %38 arttı; emek pahalılaşırken sermaye ucuzladı ve firmalar makul olanı yaptı, emek yerine sermaye koydular.
Eşik böylece ortadan kalkar. Sermayenin bir fiyatı olduğunda bir yatırım ancak o fiyatın üzerinde getiri vaat ediyorsa yapılır, altında kalan elenir. Fiyat sıfırın altına indiğinde eleme durur; her proje geçer. Kötü proje ile iyi proje arasındaki fark karar anında görünmez olur.
Eleme durunca para en yüksek getirili işe değil, kredisi en kolay ve teminatı en somut olana gider. Türkiye'de bu inşaat ve gayrimenkuldür. Acemoğlu ve Üçer'in hesabına göre inşaat yatırımının milli gelire oranı 2000'lerin başında %10'un altındayken 2018'de %18'e çıkmış; aynı dönemde makine ve teçhizat yatırımı yerinde saymış. Devlet bu akışın içinde belirleyici bir rol oynadı: Kamu-özel işbirliği projelerinin sözleşme değeri 140 milyar dolara ulaştı ve kamu bankalarının toplam kredi içindeki payı beş yılda %30'dan %45'e çıktı.
Dünya Bankası aynı olguyu firma verisinde yakalıyor: İmalatın birçok alt kolunda çalışan başına düşen sermaye artmış, çalışan başına düşen makine artmamış. Yatırım yapılmış, ancak arsaya ve binaya yapılmış. Bakış'ın 2024 tarihli hesabı şunu ekliyor: Sermayenin getirisi 2014'ten bu yana büyümeye eksi yönde katkı veriyor.
Bu dağılımın bedeli ölçülmüştür. Dünya Bankası'nın 2016 tarihli bir çalışması, kaynakların firmalar arasında ABD'deki isabetle dağıtılması halinde Türkiye'de imalat verimliliğinin %24,5 daha yüksek olacağını buluyordu. Aynı çalışma, 2003-2013 arasında yavaş da olsa iyileşen bu dağılımın 2014'te tersine döndüğünü kaydediyor.
Türkiye'nin yatırımları az ya da yetersiz değil. Yaptığı yatırım yanlış ve verimsiz alanlara.
Bugünkü Durum
Politika faizi 22 Ocak'tan bu yana %37'de, ağustos enflasyonu %31,5. Sermayenin fiyatı artık eksi değil.
Görünen sonucu büyümenin yavaşlaması oldu. İkinci çeyrekte büyüme %2,3, sabit sermaye yatırımı %0,6'da kaldı.
Getirisi düşük projenin elenmesi ile sağlam projenin finansman bulamaması aynı şey değildir. Birincisi sistemin çalıştığını gösterir, ikincisi bugünün üretim kapasitesini yarına taşımamak demektir. Manşet faize bakarak bu ikisini birbirinden ayıramayız; ayıracak olan, paranın kime gittiğidir.
Fiyat manşet faize kondu, tahsis kanalına konmadı.
Yeni açıklanan Orta Vadeli Program, 2026 için öngörülen %3,3'lük büyümenin 1,2 puanının verimlilikten geleceğini, program dönemi boyunca verimliliğin her yıl ortalama 1,1 puan katkı vereceğini söylüyor. Son on beş yılın verisi ortadayken bu iddialı bir taahhüt ve hedefin kendisi doğru.
Ancak bu taahhüt politika faiziyle sınanmayacak. Seçici kredi programları, yatırım teşvik belgeleri, Kredi Garanti Fonu ve kamu bankaları eliyle yürütülen destekli finansman, sermayeyi hala piyasa fiyatının altında ve idari kararla yönlendiriyor. Bir dönem konuta akan ucuz sermaye bugün imalata, tarıma ve teknolojiye akıyor. Sektör listesinin daha isabetli olması iyidir; ancak seçimi yine piyasanın kendisi değil, bir kurul yapıyor.
Ne Yapılmalı
Yanıtı ne kolay ne de buraya sığacak kadar kısa. Yine de akla iki çözüm geliyor:
Birincisi, teşvik ve garanti alan projeler için asgari getiri eşiği önceden ilan edilmelidir. Bir projeye kamu desteği veriliyorsa, o projenin en az ne kadar getiri sağlamasının beklendiği belgede yazmalı, belirlenen sürenin sonunda gerçekleşen getiri kamuya açıklanmalıdır. Bugün destek verilir, sonrası ölçülmez. Ölçülmeyen bir kararın yanlış olduğu hiçbir zaman anlaşılmaz.
İkincisi, büyüme muhasebesi düzenli ve resmi biçimde yayımlanmalıdır. Bir yılın büyümesinin ne kadarı sermayeden, ne kadarı işgücünden, ne kadarı verimlilikten geliyor? Bu hesap bugün akademik çalışmalarda ve uluslararası kuruluşların raporlarında dağınık duruyor. Orta Vadeli Program verimlilik üzerine bir taahhüt veriyorsa, o taahhüdün tutup tutmadığını herkes aynı tablodan görebilmelidir.
Büyüme figürleri tek başına bir anlam ifade etmez. Verimlilik artışı ile birlikte değerlendirmek gerekli.