Enflasyonla Mücadelede Havlu Atacak Mıyız?

Enflasyonla Mücadelede Havlu Atacak Mıyız?

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, geçtiğimiz hafta İş ve Ekonomi Forumu'nda Türkiye'nin enflasyonla mücadele programının fiilen bittiğini, bırakılması gerektiğini söyledi. Petrol 90-100 dolar bandında seyrederken, enerji arz şoku sürerken, gıda ve gübre fiyatlarına geçişkenlik devam ederken "enflasyonla mücadele etmenin anlamı kalmadı" dedi. Aran’a göre kaynaklar reel sektöre yönlendirilmeli ve %27-32 bandı geçici olarak kabul edilmeli; ancak petrol fiyatları 50-60 dolara geri düştüğünde yeni bir mücadele programına geçilmeliydi.

Aran'ın çıkışı hafife alınacak bir çıkış değil. Türkiye'nin en büyük özel bankasının genel müdürü konuşuyor; arkasında reel sektörün ve bankacılık sisteminin bu mücadele boyunca birikmiş savaş yaraları var. Bununla birlikte, Reuters anketlerine göre TCMB'nin 22 Nisan'da politika faizini %40'a çekmesi bekleniyor; ancak bu gerçek bir sıkılaştırma sayılmaz. Nitekim efektif fonlama maliyeti Mart başından beri zaten %40'ta, resmi faiz sadece fiili duruma hizalanıyor. Sinyal önemli, ama ekonomik etkisi sınırlı.

Rakamlar Aran'ı Haklı Çıkarıyor mu?

Kısmen evet. JP Morgan verilerine göre cari açık, daha İran savaşı başlamadan, Şubat'ta 12 aylık bazda 35,4 milyar dolara (GSYH'nin %2,2'sine) genişledi. Uluslararası bankaların hesaplarına göre enerji fiyatlarındaki artış ile bu açığa 2026'da ek 7,1 milyar dolar binecek (Brent'in yıllık ortalama 80 dolarda kalması baz senaryosunda; daha da yukarı gidebilir). Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre bütçe tarafında eşel mobil mekanizmasının maliyeti aylık 1,2 milyar dolara ulaştı; doğalgaz ve elektrik sübvansiyonları ayrıca bütçeye yükleniyor. Bütçe açığı tahmini %3,5'ten %4'e revize edildi. 2026'da elektrik ve doğalgaz zamları beklenmiyor; yani sübvansiyon yükü bütçe üzerinde kalıcılaşıyor.

Döviz cephesinde ise, TCMB son iki haftada 20 milyar dolar satın aldı; ancak bu, türbülansın zirvesinde satılan 50 milyar doların kısmi bir telafisi. Dolarizasyon şimdilik kontrol altında, ateşkes umutları kısa vadede bir nefes alanı açtı. Ancak yapısal sorunlar değişmedi.

Program bir duvara tosladı mı? Veriler Aran'ı destekliyor; burada haksız değil.

Mücadeleyi Bırakmanın Bedeli Büyük

Enflasyon beklentilerini duraklatmak mümkün değil. %27-32 bandını "kabul edilebilir" ilan etmek, piyasa aktörleri ve hanehalkı tarafından "artık kimse mücadele etmiyor" sinyali olarak okunabilir. Beklentiler çıpadan koptuğunda yeniden geri çıpalamak, ilk seferden kat be kat maliyetlidir. TCMB'nin faiz artırımındaki sinyal etkisini azımsamamak gerekiyor; nitekim TCMB’nin verdiği mesaj, en az yüzde tutar kadar önemli.

Aran "enflasyonu kabul edip mücadele için sarfettiğimiz enerjiyi sanayiye yatıralım" diyor. Ancak yüksek ve oynak enflasyon ortamında sanayici bırak beş yıllık iş planı, iki yıllık plan bile yapamaz. Hele hele fonlama maliyetinin %55-60 bandında olduğu bir durumda, şirketlerin bırakın yatırım harcamalarını, işletme sermayelerini bile döndürmesi çok güç. Belirsizlik primi astronomik seviyelerde. Enflasyondan vazgeçmek sanayiyi kurtarmaz; sanayicinin düşmanı olan enflasyonu kalıcılaştırır.

Bir diğer açıdan, "Programı bırakırsak enflasyon %32, bırakmazsak %27" diye sunulan 5 puanlık fark önemsiz gibi durabilir. Ancak Türkiye'nin nominal GSYH'si üzerinden bu 5 puan, toplumun daha yoksul kesimlerinden daha varsıl kesmilerine yılda kabaca 80-85 milyar TL'lik ek bir servet transferi demektir. Bu transfer, her zaman olduğu gibi, musluğa en yakın olanların lehine işler.

Geçmişte büyümeden ödün vermeden dezenflasyon örnekleri yaşanmıştır. 1985'te İsrail %450 enflasyonla boğuşurken "yenemezsiniz, bırakın" diyenler çoğunluktaydı. Dönemin hükümeti mücadeleyi bırakmadı; bütçe açığını tek hamlede 7,5 puan kıstı, mali disiplini uyguladı ve güçlendirdi. İki yıl sonra enflasyon %20'ye düştü; büyüme ise %8'e yükseldi. Mali disiplin sanayiyi öldürmedi; tersine, verimlilik artışıyla birlikte sanayiyi canlandırdı. Polonya'nın Balcerowicz Planı da benzer bir iz bıraktı; şok terapi sonrası ilk iki yıl acı reçete, ardından 1992-97'de ortalama %6,5 büyüme ve enflasyonun %10'un altına inmesi. Bu gibi başarılı örneklere rağmen, Türkiye’de günümüz siyasi atmosfer ve konjonktüründe gereken bütçe disiplini ve şok terapiyi uygulamayı gözü ısıran bir siyasi iradenin olduğunu savunmak mümkün değil.

Yukarıdaki örneklerin zayıf karınları vardır; hiçbir karşılaştırma elma elma değildir. İsrail 1985'te stabilize olurken petrol 27 dolardan 12 dolara düşmekteydi; rüzgar arkadan esiyordu. Polonya 1990'da Körfez Savaşı'nın ortasında reform yaptı, petrol 17 dolardan 40 dolara fırladı; ancak kriz dokuz ayda çözüldü. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumda ise Brent 90-100 dolar bandında, İran savaşı devam ediyor, ufukta net bir çözüm yok. Üstelik İsrail'in ABD çıpası, Polonya'nın AB çıpası vardı; Türkiye'nin böyle bir dışsal çıpası yok. Yine de her iki örnekte de geçerli olan ilke benzer: Fiyat istikrarından vazgeçen ülkeler, daha sonra çok daha ağır bedeller ödedi. Arjantin ve Brezilya'nın on yıllar süren enflasyon-devalüasyon sarmalları, mücadeleyi bırakmanın bedelinin devam etmenin bedelinden daima ağır olduğunu gösteriyor. Akademik çalışmalar (Stanford'dan Peter Henry'nin çalışması) da bu argümanı destekler nitelikte.

Çözüm Siyasi İrade ve Mali Disiplin

Türkiye enflasyon canavarını geçmişte başarıyla dizginlemiştir. Koşullar hiçbir zaman en elverişli durumda olmayacaktır; Türkiye’nin jeopolitik konumu ve içinde bulunduğu coğrafyada her daim çalkantılar yaşanacaktır. Bu nedenle, enflasyonla mücadele için koşulların elverişli olmasını beklersek daha çok bekleriz.

Aran'ın reel sektör acısı gerçek; sesi duyulmalı. Öte yandan, ülkemizin enflasyon adında bir hastalığı var ve ateşimiz yüksek; ateşi düşürmek gerek. Bugüne dek TCMB belirtisel yarım tedaviler ile ateşi kontrol altında tutmayı ve yavaşça azaltmayı başardı. Ancak hastalıktan iyileşmenin yolu, kısa vadeli siyasi saikleri öncelemektense katı bir mali disiplin sağlayacak bir reçeteyi uygulamaktan geçiyor. Bugün bu mücadeleden vazgeçmeyi önermek; ateşi bırakın düşürmeyi, ateşölçeri kırıp atmaktan farksız.