Stagflasyonun Eşiğinde

Stagflasyonun Eşiğinde

İran savaşı Türkiye ekonomisini vurdu, bu doğru. Ancak savaş, sağlam bir bünyeyi değil; zaten bağışıklığı düşmüş bir bünyeyi vurdu. Açıklanan Mart TÜFE’sinin (aylık %1,94, yıllık %30,87) savaşın etkilerini henüz tam yansıttığı söylenemez. Asıl sınavımız Nisan ve Mayıs’ta. Sınava girmeden önce karnemizdeki notlara bakmakta fayda var.

Enflasyon Düşmüyor, Yapışkanlaşıyor

Mart verisi beklentilerin (%2,40) altında geldi; bu bir nebze rahatlatıcı. Ancak bir tesellinin ötesinde değil. Göstergeler, işlenmemiş gıda, enerji, alkol, tütün ve altın hariç aylık %1,45; yıllıklandırılmış trend ise %18-19 dolaylarında. Gıda yıllık %32,4, konut ve enerji %42, eğitim %52, ulaştırma %34. Enflasyon düşmüyor; yapışkanlaşıyor.

Savaş öncesinde bile aylık TÜFE trendi sürekli olarak %2’nin üzerinde seyrediyordu. TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yıl sonu TÜFE beklentisi bir önceki ankete göre %24,1’den %25,4’e yükseldi. Beklentiler çıpadan kopuyor. TCMB’nin yıl sonu hedefi olan %12-19 bandı artık gerçekçi görünmüyor. Brent petrol 110 dolar civarında seyrediyor; %10’luk her enerji fiyat artışının TÜFE’ye 1-1,5 puan eklediğini hesaba katarsak, yıl sonu %25’in altı epey güç.

İstihdam Rakamlarının Arkasındaki Gerçek

TÜİK’in Şubat 2026 verilerine göre dar tanımlı işsizlik %8,5; tarihsel olarak düşük görünüyor. Ancak bu rakam, işgücü piyasasının gerçek halini yansıtmaktan uzak. Atıl işgücü oranı (zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizler dahil) %29,9. 12,1 milyon kişi geniş tanımlı işsiz. Haftalık 40 saatten az çalışıp daha fazla çalışmak isteyen 3,8 milyon kişi var. Çalışmak isteyip iş bulamayan 5,4 milyon kişi var. Genç işsizliği %15,8; genç kadınlarda ise %21,8.

Bu tablo, yüzeyde düşük işsizlik ile derinlerde devasa bir atıl kapasitenin bir arada durduğu kırılgan bir denge. İstihdam artıyor ancak kalitesi düşüyor; kısmi zamanlı, düşük verimli, kayıt dışı ağırlıklı bir büyüme modeline evriliyoruz. Ücretler enflasyonun üzerinde artarken verimlilik bu artışa eşlik etmiyor; bu da birim işgücü maliyetlerini yukarı çekiyor ve rekabet gücü kaybını besliyor. Bir önceki yazımızda ele aldığımız maliyet bazlı rekabet gücü endeksindeki erimenin ücret ayağı tam da budur.

Dış Denge Bozuluyor

Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2026 Ocak-Şubat döneminde ihracat %1,2 gerilerken ithalat %3,1 arttı. Son 12 aylık dış ticaret açığı 94,4 milyar dolara ulaştı. Cari açığın tamamına yakını enerji ve altın kaynaklı; enerji ve altın hariç cari denge neredeyse sıfır.

Üstelik ödemeler dengesi, metodoloji revizyonuyla birlikte sanılandan daha kötü çıktı: 2024 cari açığı 10,4 milyar dolardan 13 milyar dolara, 2025 cari açığı 25,2 milyar dolardan 30,1 milyar dolara yukarı revize edildi. Dışarıdan finansman ihtiyacı artıyor; ancak küresel risk iştahı azalıyor. Türkiye’nin kendi iktisadi dinamikleri ve bulunduğu bölgenin içine düştüğü karmaşa, Türkiye’yi savaş uzadıkça giderek daha da riskli kılıyor. TCMB’nin Mart ayında 50 milyar doları aşan örtük döviz satışı bu baskının somut yansıması.

Finansal Koşullar Sıkılaşıyor

Savaş öncesinde bile finansal koşullar giderek sıkılaşıyordu. Kredi faizleri %55-60 bandında; toplam kredi büyümesi %34-35’te ancak reel bazda enflasyonun gerisinde. TCMB’nin Mart’taki fiili sıkılaştırması (efektif fonlama maliyetinin %37’den %40’a çıkışı) bu tabloyu daha da daraltacak. Kredi kanalı frenlenince büyüme yavaşlar; ancak yavaşlayan büyüme enflasyonu düşüremezse, ortaya çıkan tablonun adı stagflasyondan bir başkası değil.

Teşhis

Stagflasyon henüz kesin bir teşhis değil; ancak belirtiler belirginleşiyor. Enflasyon inatçı, büyüme yavaşlıyor, dış denge bozuluyor, finansal koşullar sıkılaşıyor. Savaş kısa sürerse bu baskılar belki bir nebze yönetilebilir. Ancak uzadığı koşulda, manevra alamız giderek daralacak gibi görünüyor. Her iki durumda da değişmeyen gerçek şu: Enerji bağımlılığı, düşük sanayi ağırlığı ve çıpalanamamış enflasyon beklentileri tedavi edilmeden, ekonomimiz her dışsal şokta benzer biçimde savrulmaya devam edecek.