Sanayi Devrimini Kaçırmıştık; Yapay Zeka Devriminde Neredeyiz?
Bir zamanlar dünyanın işleyişi son derece basitti: ihtiyacın kadar üret, ihtiyacın kadar al. Bu dengede güç, ne kadar çok insan, o kadar çok kas gücü; ne kadar çok kas gücü, o kadar çok üretim demekti. Ordular, tarlalar, tersaneler; hepsi bu basit denklemle çalışıyordu.
Bu denklem 18. yüzyılın sonunda İngiltere'de buhar makinesinin fabrikaya girmesiyle birlikte bozuldu. Artık güç, insan sayısıyla değil sahip olunan teknolojiyle ölçülüyordu. Arz patladı, yeni bir dünya kuruldu ve bu yeni dünyanın kurallarını sanayi devrimine ön ayak olan ülkeler yazdı.
Biz o dönemde neredeydik?
Osmanlı İmparatorluğu, tarıma dayalı ve güçlü bir mali yapı altında üç asır boyunca hâkim bir güçtü. 18. yüzyıla girildiğinde değişen dünyaya karşı kırılgan hale geldi. Sanayileşen Batı karşısında İmparatorluk, hammadde ihracatçısı ve mamul mal ithalatçısı konumuna düştü. Üretici değil, pazar oldu.
Bu yalnızca ekonomik bir gerileme değildi; aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir kırılmaydı. Kapitülasyonlar ve sömürgeci devletlerin faaliyetleri, Osmanlı'da sanayileşme politikalarının başarısız olmasına neden oldu. Avrupa'nın ucuz sanayi ürünleri herhangi bir sınırlandırma ve kontrol olmadan pazara girdi, yerli üretim rekabet edemez hale geldi. Batı'nın baskısıyla dayatılan liberal ekonomi kuralları uygulanmaya çalışılınca sanayi daha doğmadan öldü. Osmanlı İmparatorluğu Batı'nın açık pazarı oldu.
Ekonomik yetersizlik ve teknolojik geç kalmışlığın yarattığı çaresizlik, dışarıdan körüklenen ideolojik çatışmalara zemin hazırladı. Gençliğimiz üretmek için değil, hangi tarafın haklı olduğunu tartışmak için harcandı. Sanayileşmenin yarattığı ekonomik ve toplumsal şok, dışarıda üretilmiş fikirlerin de ithal edildiği bir zemin yarattı.
Sonuç olarak Sanayi Devrimi, geç kalmış bir imparatorluğa ve onun mirasçısı genç Cumhuriyet'e ağır bir fatura kesti.
Yeni Bir Devrim Kapıda
Yaman Ungan'ın geçenlerdeki yazı dizisinde etraflıca incelediği üzere, bugün benzer bir eşikte duruyoruz; bu sefer farkı yalnızca teknoloji değil, tempo.
Sanayi Devrimi onlarca yılda yayıldı. Haberlerin, gelişmelerin ve hatta üretilen ürünlerin yayılması için aylar gerekiyordu. Öne çıkmanın bedeli büyük fabrikalar, demiryolları, sermaye birikimiydi. Yapay zeka devrimi ise anlık gerçekleşiyor. Bugün geliştirilen bir model, birkaç saat içinde tüm dünyada test ediliyor. Kurallar yazılıyor ve bu sefer herkes aynı anda yazılışını izleyebiliyor.
Bu eşitleyici bir fırsat olsa da aynı zamanda gecikmenin maliyetini çok artıran bir faktör. Peki neden yapay zeka, Sanayi Devrimi kadar büyük bir kırılma? Çünkü bu kez yalnızca kas gücünü değil, bilişsel emeği de yerine koyabilecek bir teknolojiden bahsediyoruz. Sanayi Devrimi'nde makine insanın elinin yerini aldı; yapay zeka ise belirli koşullar altında insanın aklının yerini almaya başlıyor. Metin yazıyor, kod üretiyor, analiz yapıyor, karar süreçlerine giriyor. Bu dönüşüm, 18. yüzyılda fabrika sisteminin el emeğine ne yaptıysa, 21. yüzyılda bilgi ekonomisine onu yapacak.
Ve yine, yeni dünyanın kurallarını yazan taraflar ayrışmaya başlamış durumda.
Türkiye Şu An Nerede?
Yapay zeka ve makine öğrenimi sektörü, 2024 yılının ilk yarısında 31 yatırımla Türkiye'nin en aktif yatırım sektörü haline geldi. Yıl geneline bakıldığında yapay zeka girişimleri toplam 715,8 milyon dolar yatırım alarak liderlik koltuğuna oturdu. Start up destekleme programları büyüdü, teknokentler hareketlendi, devlet teşvikleri arttı.
Bunlar iyi haberler. Peki yeterli mi?
Şu anki tabloya dikkatli bakıldığında bir örüntü dikkat çekiyor: Bankacılık uygulamaları "yapay zeka destekli müşteri hizmeti" sunuyor, alışveriş platformları "yapay zeka destekli öneri motoru" tanıtıyor, yatırım almak isteyen her girişim sunum güvertesine "YZ entegrasyonu" ekliyor. Bunların tamamı gerçek uygulamalar. Ama bunlar, dışarıda geliştirilen modellerin üzerine oturtulan katmanlar. Tüketim ve entegrasyon olarak doğru adımlar; ancak devrimi şekillendirme değil, devrimden yararlanma kategorisine giriyor.
19. yüzyılda da benzer bir manzara vardı. Osmanlı, Tanzimat döneminde yenilik yapıyor, fabrikalar kuruyordu. Ama bu fabrikalar Batı'nın makinesiyle üretiyor, Batı'nın teknolojisiyle rekabet etmiyordu. Dışarıda üretilen ürünlerin pazarı olmaktan çıkılamadı; çünkü üretimin kendisini şekillendirecek kapasite oluşturulamadı.
Soru şu: Bugün "yapay zeka destekli" etiketiyle sunulan bu dönüşüm, gerçekten bir dönüşüm mü yoksa yüzyıl önce yaşananın dijital tekrarı mı?
Pazar Olmak mı, Kuralları Yazmak mı?
Sanayi Devrimi döneminde Osmanlı iki şeye dönüştü: Batı'nın ham madde deposu ve ürünlerinin pazarı. Bugün yapay zeka çağında da benzer bir risk var. Türkiye, üretilen modellerin tüketicisi, yabancı platformların kullanıcısı ve global veri ekonomisinin ham madde sağlayıcısı konumuna gidebilir. Bu kaçınılmaz bir kader değil ama geçmişin tekerrür etmemesi için farkında olmak gerekiyor.
Devrimin kurallarını yazan tarafta olmak, mutlaka en büyük dil modelini geliştirmek anlamına gelmiyor. Bunun için gereken altyapı, Türkiye'nin bugünkü koşullarında kısa vadede gerçekçi değil. Ama yapay zekanın neyi dönüştüreceğini, hangi alanlarda nasıl uygulanabileceğini, hangi etik ve hukuki çerçevede işleyeceğini deneyimleyerek öğrenmek; bu deneyimi kendi insanımızda biriktirmek ve bu birikimle rekabetçi çözümler üretmek, işte bu mümkün.
Sanayi Devrimi'ni kaçırdığımızda öğretememiştik; çünkü bugünküne kıyasla, öğretecek insan azdı, kurumlar yetersizdi, birikim kısıtlıydı. Şimdi ise fırsat farklı: Dünya aynı anda bu devrimin içinde. Kural yazan tarafta olmak hâlâ mümkün. Ama bunun için önce tabloya gerçekçi bakmak gerekiyor.
Ve tablo şunu söylüyor: Türkiye, yapay zeka devriminin magazin cephesinde hareketli; ama devrimin dönüştürücü kısmında henüz gerçek bir yer edinememiş durumda.
Bu bir tespit ve tespiti erken yapmak, zamanında hareket etmenin ilk adımıdır.
Bu yazı dizisinde yapay zekayı anlamak ve bu dönüşümde Türkiye'nin yerini ele alacağız.