Çin’in Sarmalanma Korkusu - I: Denizlerdeki Kuşatma

Çin’in Sarmalanma Korkusu - I: Denizlerdeki Kuşatma

Dünyanın en büyük ticaret hacmine sahip ülke, ticaretinin geçtiği denizleri kontrol etmiyor. Bu tümce, Çin Halk Cumhuriyeti’nin jeopolitik davranışını anlamak için gereken neredeyse her şeyi özetliyor.

Çin’in dış ticaretinin yaklaşık %90’ı deniz yoluyla taşınıyor. Bu deniz ticaretinin yaklaşık %66’sı tek bir darboğazdan, Malakka Boğazı’ndan geçiyor. Ham petrol ithalatının %80’i, LNG ithalatının yaklaşık %66’sı ve konteyner yüklerinin büyük kısmı hep aynı rotada: Hürmüz Boğazı’ndan Hint Okyanusu’na, oradan Malakka’ya, oradan Güney Çin Denizi’ne ve nihayet Çin kıyılarına varıyor. Yılda 3,5 trilyon dolar değerinde küresel ticaret, en dar noktası 2,7 kilometre olan bu su yolundan, Malakka Boğazı’ndan, geçiyor. Dünya ticaretinin yaklaşık %25’i, bu dar geçide sıkışmış durumda.

Hürmüz Boğazı’nı daha önceki yazılarımızda İran savaşı bağlamında ele almıştık: Çin, günde yaklaşık 5 milyon varil petrolle Hürmüz’ün açık ara en büyük müşterisi; petrol ihtiyacının %50’sini bu kanaldan karşılıyor. Ancak asıl yapısal kırılganlık Malakka’da yatıyor; çünkü Hürmüz’den gelen petrol de dahil olmak üzere Çin’e denizden ulaşan neredeyse her şey Malakka’dan geçmek zorunda.

Kalan %10 ise karayoluyla taşınıyor. Hacim olarak küçük ancak stratejik ağırlığı büyük bu kısım içinde, Orta Asya’dan gelen doğalgaz boru hatları (yılda yaklaşık 55 milyar metreküp kapasite), Rusya sınırından gelen Sibirya’nın Gücü boru hattı (yılda 38 milyar metreküp), Myanmar ve Pakistan üzerinden Hint Okyanusu’na uzanması planlanan koridorlar mevcut. Bunların hepsi deniz bağımlılığını azaltmaya yönelik hamleler. Ancak kara rotalarının toplam kapasitesi, henüz deniz ticaretinin ezici ağırlığından çok uzak.

Çin bunu biliyor. 2003’te dönemin Komünist Parti Genel Sekreteri Hu Jintao, “bazı büyük güçlerin Malakka Boğazı’nı kontrol altına alma niyetinde olduğunu” söyleyerek probleme bir isim koydu: Malakka İkilemi. Yirmi yılı aşkın süredir bu ikilem çözülmedi; aksine derinleşti. 2000 yılında günde 3,5 milyon varil petrol tüketen Çin, bugün günde 15 milyon varili aştı. Büyümek, bu boğaza daha çok bağlanmak demek. Bu, Çin’in içinde bulunduğu yapısal bir tuzak olup Çin’in hem dış politikasını hem askeri hamlelerini daha iyi anlamlandırmak için Çin’in hamlelerini bu tuzağın penceresinden okumak gerekmektedir.

Çin’in Açık Denizlere Erişiminin Kısıtlanma Riski

Çin’in denizlerdeki çekişmelerini salt emperyalist bir hırs olarak okumak tabloyu eksik verir. Filipinler’de adacıklara saldırmak, Japonya ile dikleşmek, Tayvan’ı kuşatma tatbikatlarıyla tehdit etmek; bunların hepsi ticaretinin geçtiği sularda kontrol tesis etme çabasının tezahürleridir. Çin dışarıdan saldırgan görünüyor; ancak arkadaki duygu izole edilme korkusudur. Malakka’nın kesilmesi ekonomisinin boğulması demek. Bu varoluşsal bir risk.

ABD ve müttefikleri ise bu korkuyu stratejik bir kaldıraca çeviriyor. “Birinci ada zinciri”, yani Japonya’dan Tayvan’a, Tayvan’dan Filipinler’e ve Borneo’ya uzanan adalar hattı, Çin’in Pasifik’e açılmasını engelleyen doğal bir bariyer. ABD bu bariyeri on yıllardır tahkim ediyor; son iki yılda sıkıştırmayı belirgin biçimde artırdı.

Filipinler cephesinde gerilim her yıl bir öncekini aşıyor. 2024’te Çin sahil güvenliği İkinci Thomas Adacığı’nda Filipin botlarını defalarca taciz etti. 2025’te Scarborough Kayalığı çevresindeki Çin varlığı bir önceki yıla göre ikiye katlandı; Güney Çin Denizi’nde Çin ordusunca icra edilen askeri operasyon sayısı 163’e ulaşarak rekor kırdı. Aralık 2025’te Sabina Kayalığı’nda Filipinli balıkçılara su topu sıkıldı ve çapa halatları kesildi; bu, sivil hedeflere yönelik en ağır saldırılardan biri oldu. Buna karşılık ABD ile Filipinler 2026’da 500’den fazla ortak askeri faaliyet planlıyor. ABD, gemiler dahil hareketli hedefleri vurabilen Typhon orta menzilli füze sistemini Filipinler’e konuşlandırdı bile.

Japonya cephesinde ise, Japon Başbakan Sanae Takaichi, Çin’in Tayvan’a askeri saldırısının Japonya için “varoluşsal bir tehdit” oluşturacağını ilan etti. Pekin hiddetlendi: “Ezici bir askeri yenilgi” tehdidi savurdu; Çinli havayolları Japonya uçuşlarını askıya aldı; vatandaşlarına seyahat uyarısı verdi. Ancak Tokyo geri adım atmadı. Japonya ve Filipinler Ocak 2026’da iki yeni savunma paktı imzaladı. Şubat sonunda ABD, Japonya ve Filipinler, Tayvan ile Filipinler arasındaki Başi Kanalı’nda ilk kez üçlü ortak tatbikat icra etti. Güney Çin Denizi’nin ötesine geçen ilk müşterek faaliyetti bu.

Tayvan cephesinde Çin 2025 boyunca baskıyı artırdı. Strait Thunder-2025A ve Justice Mission 2025 tatbikatlarıyla abluka senaryolarını prova etti. Sahte sinyal yayan uzun menzilli dronlarla bilişsel savaş taktikleri denedi: Farklı ülkelerin uçaklarına ait sahte transponder sinyalleri yayarak Güney Çin Denizi, Vietnam kıyısı ve Tayvan’ın Pratas Adası çevresinde keşif uçuşları yaptı. Kasım 2025’te 80.000 tonluk ve 50-60 uçak kapasiteli Fujian uçak gemisi (Type 003) hizmete girdi; bu, Çin’in deniz gücü projeksiyonunda yeni bir eşik teşkil ediyor.

Çin yalnızca bu üç cepheyle değil, bölgenin diğer kıyıdaş devletleriyle de çekişiyor. Vietnam, Spratly Adaları’ndaki altyapısını güçlendirdi. Çin, Paracel Adaları’ndaki Antelope Resifi’nde 2025 sonbaharında dolgu ve inşaat faaliyetlerine başladı. Güney Çin Denizi yalnızca bir ticaret güzergahı değil; büyük güçlerin doğrudan kapıştığı bir arena.

Bütün bu askeri yığınağa karşın ada zinciri kapanıyor. ABD’nin Aralık 2025’teki Ulusal Güvenlik Stratejisi birinci ada zincirini savunmayı açıkça önceliklendiriyor. 2026 ABD Savunma Yetki Yasası, savunma bütçesine 900,6 milyar dolar ayırırken Tayvan Boğazı’nda ve Güney Çin Denizi’nde tatbikat sayısını artırmayı özel olarak hedefliyor. Japonya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük askeri modernizasyonunu yürütüyor. Bir çatışma senaryosunda ABD’nin Malakka’yı kapatma kapasitesi ve niyeti, Pekin’in kabusu olmaya devam ediyor.

Çin’in Açık Denizlere Erişimine Alternatif Kara Kapıları

Denizde sıkışan Çin, karada kapı arıyor. Malakka’yı atlayarak Hint Okyanusu’na ve Arap Denizi’ne ulaşmak için iki kritik kara koridoru inşa etmeye çalışıyor: Sincan-Pakistan hattı ve Yunnan-Myanmar (Burma) hattı. Ancak ikisi de savaş ve istikrarsızlık batağında. Üstelik denizlerdeki baskı yalnızca Malakka’dan gelmiyor: Daha önceki yazılarımızda ayrıntılı işlediğimiz İran savaşı, Hürmüz Boğazı’nı da tehdit altına soktu. Nitekim Çin, Umman Denizi'ne Liaowang-1 istihbarat gemisini konuşlandırarak bu krizi yakından izliyor; kendine dersler çıkarıyor. Karada alternatif bulma aciliyeti, Hürmüz kriziyle birlikte daha da artmış durumda.

Myanmar koridoru (CMEC), Yunnan eyaletinden Myanmar’ın batı kıyısındaki Kyaukphyu limanına uzanıyor. Tamamlanırsa Çin’e Malakka’yı atlayarak Hint Okyanusu’na doğrudan kara erişimi sağlayacak. Kyaukphyu-Kunming petrol ve doğalgaz boru hatları 2013-2017’den bu yana aktif; Çin’in iç ham petrol tüketiminin yaklaşık %6’sı bu hattan geçiyor. Ancak koridorun asıl omurgası olacak demiryolu ve otoyol projeleri askıda. 2021 askeri darbesi, 2023’teki Operasyon 1027 ve etnik silahlı örgütlerin kontrolü genişletmesi Myanmar’ı parçalamış durumda. 15 milyar doları aşan yatırım planı, iç savaşın rehinesi. Çin, hem cuntayı hem isyancıları kendi çıkarına hizalamaya çalışıyor: Bir gün ateşkes brokerlığı yapıyor, ertesi gün aynı silahlı grupları siber suç baskınlarında kullanıyor. Kaosun çözülmesini beklemiyor; kaosun içinde yolunu bulmaya çalışıyor.

Pakistan koridoru (CPEC), Sincan eyaletinden Arap Denizi kıyısındaki Gwadar limanına uzanan 3.000 kilometrelik bir altyapı ağı. 2013’ten bu yana 62 milyar dolarlık yatırım planlanmış; yollar, enerji santralleri, demiryolları kısmen inşa edilmiş. Ancak Belucistan Kurtuluş Ordusu militanları CPEC’i doğrudan hedef alıyor. Pakistan’ın kronik siyasi istikrarsızlığı ve Pakistan-Afganistan sınırındaki tırmanan çatışma koridorun güvenliğini daha da zayıflatıyor.

Bu iki koridoru salt “bölgesel istikrarsızlık” olarak okumak, resmin yüzeyinde kalmaktır. Çin’in bu coğrafyalardaki çıkarını hesaba katmadan bu çatışmaların tam anlamını kavramak güçtür. Çin, Hint Okyanusu’na kara erişimi olmadan Malakka’ya mahkum kalır.

Çin’in Dışa Açılan Tarihsel Bir Kara Kapısı: Türkistan

Myanmar ve Pakistan kapıları tıkandıkça Çin’in gözleri Batı’ya kayıyor: Orta Asya’ya. Myanmar ve Pakistan’a kıyasla daha istikrarlı, altyapı yatırımına daha elverişli ve Rusya’nın zayıflamasıyla birlikte nüfuz boşluğu genişleyen bir coğrafya. Bu coğrafya, Türk dünyasının atayurdu.

Orta Asya-Çin gaz boru hattı sistemi yılda 55 milyar metreküp kapasiteyle çoktan işliyor. Kazakistan’daki Çin-Kazak ortak girişimlerinin sayısı 2025’te yüzde elli artarak 9.000’i aştı. Korgas sınır kapısı bölgenin ekonomik coğrafyasını yeniden çiziyor. Rusya’nın eli Ukrayna’da dolu; Orta Asya’daki nüfuzu ise eriyor. Bu boşluğu Pekin silahla değil, altyapıyla dolduruyor.

Çin’in batıya yayılma iştahı yeni değil; 751’deki Talas Savaşı’ndan bu yana biliyoruz. Yeni olan araçlar: Silah yerine boru hattı, ordu yerine yeni İpek Yolu Kuşağı. Bu durum, tüm Türkleri özellikle ilgilendiriyor.

Bu hazırlığın boyutlarını, Türk dünyası için ne anlama geldiğini ve dengeyi nasıl kurmamız gerektiğini bir sonraki yazımızda ele alacağız.