Büyüme OVP’nin Üzerinde; İçeriği Sağlıksız

Büyüme OVP’nin Üzerinde; İçeriği Sağlıksız

Türkiye 2025 yılında %3,6 büyüdü. Vatandaş neden kendini bir yıl önceye göre daha yoksul, daha sıkışmış, daha umutsuz hissediyor? Bu sorunun yanıtı, büyümenin alt kırılımında yatıyor.

TÜİK’in dün açıkladığı 2025 yılı büyüme verisinin sektörel dağılımında göze çarpanlar: Tarım ve hayvancılık %8,8 küçülmüş, sanayi %2,9 büyümüş, inşaat ise %10,8 büyümüş.

Sektörel Ayrışmanın Karşılaştırması

Tarımın küçülmesiyle gıda fiyatlarının artması arasında doğrusal bir ilişki var: Arz azalınca fiyatlar yükseliyor; gıdadaki can yakan enflasyonu bunu doğruluyor. Tarımda başat bir ülke olduğumuz doğrudur; ancak bu doğru, altındaki çürümeyi görmezden gelmenin bahanesi olamaz.

Çürümenin kökü yapısaldır. Girdi maliyetleri (mazot, gübre, ilaç, tohum, vb.) döviz kuruna bağlı olarak hızla artarken, çiftçinin satış fiyatları aynı hızda yükselmiyor. Miras hukuku nedeniyle parçalanan araziler ölçek ekonomisini ve modern tarımı imkânsız kılıyor; ancak Eurostat ve TÜİK verilerine göre, işletme başına düşen alan AB ortalamasının üçte biri, dörtte biri seviyesinde. Türkiye’de çiftçi yaş ortalaması 58-60 bandında; gençler kente göçüyor, tarım yaşlı ve geleneksel ellere hapsolmuş durumda. Planlama eksikliği ise tabloyu tamamlıyor; çiftçi ne ekeceğine rasyonel verilerle değil, bir önceki yılın fiyatlarına bakarak karar veriyor; bir yıl arz fazlası, ertesi yıl fiyat patlaması döngüsü böyle doğuyor. 2025’teki %8,8’lik daralma, bu plansızlığın ve yapısal ihmalin birikmiş faturasıdır.

Sanayideki %2,9’luk büyüme, kötü bir rakam değil. TCMB verilerine göre imalat sanayi kapasite kullanım oranı 2025 genelinde %74-75 bandında seyretti; Şubat 2026’da %73,5’e geriledi. Bu rakamları küresel rakiplerimiz ile karşılaştırdığımızda Türkiye, Çin (%74,9), Hindistan (%74,8) ve İtalya (%74,7) ile hemen hemen aynı bantta; AB ortalaması (%77,8) ve ABD (%76,2) ise birkaç puan önümüzde. Dolayısıyla sanayi üretimimiz küresel normların dışında değil. Ancak sorun başka yerde: Sanayi büyüyor, ama GSYH’nin lokomotifi olamıyor. %2,9’luk büyüme, inşaatın yarısından az. Katma değeri yüksek, istihdam yaratan ve ihracata dönük sanayi üretiminin büyümenin ana motoru olması gerekirken, direksiyona inşaat oturmuş durumda.

İnşaat ise %10,8 ile çift haneli büyümüş. Sormamız gereken soru: İnşaat kimin için büyüdü? Türk milleti daha mı müreffeh?

Mülksüzleşerek Büyümek

Büyüme rakamı kadar büyümenin bileşenleri de önemlidir. OVP hedefinin üzerinde gerçekleşmiş bir %3,6 büyüme güzeldir; ne var ki bu büyümenin ana lokomotifinin inşaat olması düşündürücüdür. Hele hele altında mülksüzleşen bir toplum varken; tarımın gerileyişi, sanayinin durgunluğu ve alım gücünün erimesi ciddi bir meseledir. Siyasi iradenin bu konu üzerine daha etraflıca eğilmesi gerekir.

Daha önce Cantillon Etkisi’ni ele almıştık: Yeni para herkese aynı anda ulaşmaz. Musluğa en yakın olanlar, fiyatlar daha artmadan harcar ve varlık edinir. Günümüz Türkiye ekonomisinde bu musluklardan biri de inşaattır. Teşvikler, kamu ihaleleri, imar rantları ve düşük faiz döneminde birikmiş ucuz kredi; inşaat sektörüne önce ve en ucuza erişen kesimin elinde servet devşirme aracına dönüştü ve servet devşirme aracı olmaya devam ediyor.

Türkiye’de konut sahipliği oranı 2002’de %73,1 iken 2023’te %56,2’ye geriledi. İpotekli satışların toplam konut satışlarına oranı 2010’da %40 civarındayken 2024’te %3’e düştü. Ev fiyatları 2021’den bu yana altı kat arttı. İnşaat büyüyor; ama konut, sıradan vatandaşın erişebileceği bir varlık olmaktan çıkıyor. İnşaat sektörünün GSYH büyümesini sürüklediği bir yapıda konut sahipliğinin böylesine gerilemesi, toplumsal barışın devamlılığı ve adil barınma hakkı bakımından tehlikelidir.


Mülksüzleştirme içeren büyümenin, Türk milletine faydası yoktur. Mülkün ve mülkiyet hakkının olmadığı toplumlar rekabetçi olamazlar; kalkınamaz ve statükoyu korumak isteyen güç odaklarının elinde reaya olurlar – tıpkı feodal ya da sosyalist toplumlarda olduğu gibi. Vatandaşını ev sahibi yapamayan, toprağından koparan, emeğinin karşılığını sunamayan bir ekonomi; ne kadar büyürse büyüsün, milletini daha zengin kılamaz, tersine mülksüzleştirir. Gerçek büyüme, yalnızca artan GSYH ile değil; vatandaşın refahı, varlıkları ve mülkü ile ölçülür.