Üç Benzemez Enflasyon Beklentisi
TCMB'nin Nisan 2026 Beklenti Anketi üç rakam veriyor: Piyasa katılımcıları önümüzdeki on iki ay için %23,4 enflasyon bekliyor; reel sektör %33,7; hanehalkı ise %51,6. Aynı ülke, aynı para birimi, aynı merkez bankası; ancak üç farklı gerçeklik ve beklenti. Aradaki uçurum salt bir istatistiki mesele değil. Bu uçurumun kendisi, enflasyonu besleyen bağımsız bir değişken haline geldi.
Sessiz Kalan TCMB
TCMB, 22 Nisan'da politika faizini %37'de tuttu. Efektif fonlama maliyeti Mart başından beri zaten %40'ta; yani karar sürpriz değil. Ancak bir fırsatın kaçırılması; resmi faizi fiili duruma hizalamak, hem teknik bir düzeltme hem de beklentilere yönelik bir sinyal olabilirdi. TCMB ikisini de yapmadı. "Yukarı yönlü riskler" vurgulandı ama eylem gelmedi.
Bu tercihin arka planı gayet anlaşılır: 7 Nisan'dan bu yana ateşkes umutlarıyla birlikte 21 milyar dolarlık döviz alımı yapıldı; brüt rezervler 176 milyar dolara, swap hariç net rezervler 42 milyar dolara yükseldi. Türbülansın zirvesinde satılan 50 milyar doların kısmi telafisi, TCMB'ye hareket etmeme lüksü tanıdı. Ancak bu lüks, beklenti çıpasının bedeli karşılığında satın alındı. TCMB'nin faiz kararlarını enflasyon görünümünden çok rezerv dinamiklerine göre şekillendirdiğinin bir başka teyidi.
Algı Uçurumu
Meselenin özüne inmemiz için, bu üç grubun neden bu denli farklı enflasyon gördüğünü daha iyi anlamak gerekir.
Piyasa katılımcıları modellere, faiz patikasına ve TCMB sinyallerine bakıyor. Finansal varlık fiyatlarını izliyor; politika sıkı olduğu sürece enflasyonun düşeceğini varsayıyor. Ancak bu kesim nüfusun %1’ini bile oluşturmuyor.
Reel sektör ise girdi maliyetlerini, kur geçişkenliğini ve enerji faturasını yakından biliyor. Finansal modellerden ziyade, tedarik zincirindeki baskıyı bizzat hissediyor; ama yine de sistemin içinde, bir nebze rasyonel beklentiler ile hareket ediyor.
Hanehalkı ise market rafında gördüğü fiyatla yaşıyor. Gıda fiyatları yıllık %32, konut ve enerji fiyatları %42, eğitim ücretleri ise %52 artmış. Hanehalkının %40'ından fazlası gıdayı en hızlı artan kalem olarak işaret ediyor. Konut fiyat beklentisi %35'e, dolar/TL beklentisi ise 52 Lira’ya tırmanmış durumda. Bahçeşehir Üniversitesi'nin bağımsız araştırması ise daha da çarpıcı: Hanehalkı beklentisi bu hususta %60'lara kadar dayanıyor. Kadınlar erkeklerden, yaşlılar gençlerden, işsizler çalışanlardan daha da karamsar. Enflasyonun yükünü en çok taşıyanlar, en yüksek enflasyonu bekliyor. Bu, irrasyonellik değil; tam tersine, acı bir rasyonellik, hatta çaresizlik.
TÜİK sepeti ile vatandaşın harcama sepeti arasındaki mesafe, hanehalkının "inanmama hakkını" besliyor. Bu inanmama olgusu, her geçen ay biraz daha derinleşiyor. Hükümet 2026 enflasyon hedefini önce %8,5 koydu, sonra %16'ya revize etti. Gerçekleşen ise Mart sonu itibarıyla %30,9 oldu. Hedef üç kez revize edilip üç kez tutmayınca, bir sonraki hedefi de hedef koyanı da kim nasıl ciddiye alsın?
Beklentiler Kendi Kendini Gerçekleştirir
%52 enflasyon bekleyen vatandaş alımlarını bugün gerçekleştirir, öne çeker. Otomobil, beyaz eşya, temel ihtiyaç gibi kalemlerde eğer fiyat artışı bekleniyorsa, bu kalemleri şimdi henüz ihtiyaç belki gerçekleşmeden almak daha rasyonel bir seçimdir. Bu öne çekilmiş harcama, talep baskısını artırır ve enflasyonu yukarı çeker. %52 enflasyon bekleyen işçi %52 zam ister; işveren bu maliyeti fiyatlarına yansıtır ve ücret-fiyat sarmalına girilir. Geniş tanımlı işsizliğin %30'a dayandığı bir piyasada bile ücret baskısı şaşırtıcı biçimde güçlü; çünkü beklenti, arz-talep dengesinden bağımsız bir baskı unsuru. Perakendeci ve hizmet sağlayıcı ise kendi maliyeti artmasa bile "herkes artırıyor" diye fiyat arttırıyor; burada da beklenti bir koordinasyon mekanizması işlevi görüyor.
Sonuç olarak, hanehalkı enflasyon beklentisi %52'de kaldığı sürece TCMB'nin faiz silahı enflasyona çok kısıtlı işliyor. Faiz, kredi kanalını frenliyor; ancak beklenti kanalını frenlemeyi başaramıyor.
TCMB’nin İletişim Sorunu
TCMB'nin iletişim stratejisi fiilen piyasa katılımcılarına yönelik: PPK metinleri, analist brifingleri, teknik jargon. Piyasa katılımcıları zaten %23 bekliyor; onları ikna etmeye gerek yok. Asıl ikna edilmesi gereken, %52 bekleyen 85 milyon vatandaş. TCMB'nin ise bu kesime ulaşacak bir dili, bir kanalı, belki de bir stratejisi mevcut değil.
Ancak bu, yalnızca bir iletişim sorunu değil. İletişim, güvenilirliğin üzerine inşa edilir; güvenilirlik ise söylemle değil eylemle tesis edilir. TCMB'nin yıl sonu enflasyon beklentisi Ocak'ta %23,2 iken Nisan'da %27,5'e çıktı. Resmi hedef bandı (%12-19) artık bir referans bile değil; kimse ciddiye almıyor. Ciddiye alınmayan bir hedef çıpa olmaktan çıkar; çıpasız bir politika ise güvenilirlik krizinin ta kendisidir.
Asıl Mesele Siyasi
Enflasyonun gerçek düşmanı artık enerji fiyatları ya da gıda şoklarından ziyade; toplumun enflasyonun düşeceğine olan inancının kalmaması. Bu inanç krizi, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet döngüsü yaratıyor.
Ancak bu döngünün kırılması artık salt bir merkez bankası meselesi olmaktan çıktı. Sorunun ciddi bir siyasi bacağı var ve bunu kabul etmek gerekiyor. Üç kez revize edilen ve üç kez tutmayan hedefler, bütçe disiplininden sürekli taviz veren bir mali politika, seçim takviminin gölgesinde şekillenen ekonomik kararlar siyasidir ve TCMB’nin tek başına çözebileceği sorunlar değildir. Bunların toplamı, vatandaşın yalnızca TCMB'ye değil, ekonomiyi yöneten siyasi iradenin bütününe olan güvenini aşındırmıştır.
%52 olan enflasyon beklentisi, salt bir enflasyon tahmini değil; halkın siyasilere açıkça verdiği bir güvensizlik oyudur. Vatandaş, mevcut siyasi iradenin bu sarmaldan çıkma niyetine ve kapasitesine inanmadığını açıkça belirtmektedir. Daha önceki yazılarımızda vurguladığımız gibi, enflasyonla mücadeleden vazgeçmenin bedeli her zaman devam etmenin bedelinden ağır olmuştur. Ancak mücadele ediyormuş gibi yapmanın bedeli, belki de ikisinden de ağırdır; çünkü hem enflasyonun hem de güvensizliğin faturasını ödemek zorunda kalırız.