Sonuçsuz Ateşkes ve Türkiye'yi Bekleyenler
İran Meclis Başkanı Galibaf, İslamabad görüşmeleri çöktükten yalnızca saatler sonra Washington'daki bir benzin istasyonunun fotoğrafını X'te paylaştı: "Şu anki pompa rakamlarının tadını çıkarın. Abluka ile yakında 4-5 dolarlık benzine özlem duyacaksınız." Provokasyon ucuz; ancak arkasındaki gerçek pahalı. ABD'de benzin fiyatı savaşın başından bu yana %40 arttı. Brent gün içi 104 dolara tırmandı; fiziksel teslimat fiyatları Avrupa'da 150 dolara yaklaştı. Savaşı başlatan güç, faturasını kendi seçmenine ödetiyor.
7 Nisan'da "bu gece bütün bir medeniyet ölecek" diyen Trump, iki saat sonra ateşkese razı oldu. 11-12 Nisan'da İslamabad'da Vance, Witkoff ve Kushner 21 saat boyunca Arakçı ve Galibaf ile masada oturdu; bu, 1979'dan bu yana en üst düzey yüz yüze temastı. Ancak anlaşma bir türlü sağlanamadı. Pazar günü Trump "artık müzakereyi umursamıyorum" dedi. Pazartesi "doğru insanlar aradı, anlaşma istiyorlar" dedi. Salı akşamı ise "savaş bitmek üzere, önümüzdeki iki gün içinde yeni görüşmeler olabilir" dedi. Üç günde üç U-dönüşü. Anlamsızlıklar silsilesi.
Karşılıklı Abluka
İki güç, Hürmüz Boğazı’nda karşılıklı olarak birbirini boğmaya çalışıyor. İran savaşın başından beri Hürmüz'ü fiilen kapattı; seçici geçiş uyguluyor, geçiş ücreti alıyor, kimi gemilere izin veriyor, kimini engelliyor. Savaş öncesinde Hürmüz’den günde 130 gemi geçiyordu; bugün ise ortalama 10. ABD, İslamabad görüşmeleri çöktükten hemen sonra İran limanlarını hedef alan bir karşı abluka ilan etti. CENTCOM, İran'a gidip gelen her gemiye müdahale edeceklerini açıkladı; İran dışı transit "engellenmeyecek" dedi. Kağıt üzerinde temiz bir ayrım; pratikte ise ne denli uygulanabilir, tartışılır. Zaman gösterecek. Boğazda iki karşılıklı duvar var ve bu duvarların arasında kalan, savaşın tarafı olan ya da olmayan herkes.
CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, abluka başladıktan 36 saat sonra "İran'ın deniz ticaretini tamamen durdurduk" açıklamasını yaptı; ilk 24 saatte altı ticari gemi geri döndürüldü. Brent petrol, abluka duyurusunun ardından 104 dolara fırladı; ardından Trump'ın "yeni görüşmeler olabilir" sinyaliyle 95 dolara geriledi. Bir haftada 73 dolardan 104 dolara, ardından 95 dolara; piyasalar her söylentiye savrulacak gibi görünüyor, çünkü temel belirsizlik çözülmüş değil. Savaş bitse bile petrol fiyatlarının düşmesi uzun zaman alacak; boğazın açılması ve hasarlı tesislerin onarımı gerekiyor. Bu nedenle, 2026 sonuna kadar yüksek fiyatların kuvvetle muhtemel sürecek. OPEC çeyreklik talep tahminini 500.000 varil düşürdü; bu bile fiyatları frenleyemedi.
İslamabad’daki görüşmelere ilişkin Amerikan Başkan Yardımcısı JD Vance'in "şartlarımızı kabul etmeyi seçmediler" dili, ABD'nin müzakereden ziyade İran'ın koşulsuz teslimini beklediğini gösteriyor. Nitekim ABD İran’dan her şeyi istedi: Uranyum zenginleştirmesinin tamamen durdurulmasını, bu tesislerin tasfiyesini, bölgedeki İran’ın finanse ettiği vekil gruplar ile ilişiğin kesilmesini, Hürmüz'ün gümrüksüz biçimde açılmasını. İran'ın bunları kabul etmesini beklemek, 40 gündür bombalanmasına rağmen öyle ya da böyle ayakta kalmayı başarmış bir rejimin koşulsuz teslim olacağını safça beklemektir. ABD, askeri üstünlüğünü siyasi başarıya çeviremedi.
Müttefikleri ABD'nin Yanında Değil
Hikayenin belki de en çarpıcı katmanı, ABD'nin en yakın müttefikleri bile ablukaya katılmaması. İngiltere Başbakanı Starmer açıkça "ablukayı desteklemiyoruz, bu savaşa sürüklenmeyeceğiz" dedi. Fransa ve İngiltere, ABD'den bağımsız, "savaşan taraflardan ayrı, tamamen savunma amaçlı" çok uluslu bir Hürmüz misyonu için konferans düzenleyeceklerini açıkladı. İspanya Savunma Bakanı "bu ablukanın bir anlamı yok" dedi. NATO, Trump'ın ağır eleştirilerine rağmen ablukaya katılmıyor.
Trump NATO'ya öfkeli: "Yanımızda değillerdi." Haklı; yanında değiller. ABD’nin askeri üstünlüğü artı diplomatik yalnızlığın ABD’ye çıktısı yalnızca tırmanan maliyetler ve azalan bir meşruiyet.
İran'ın Eli Kuvvetli
İran Silahlı Kuvvetler sözcüsü, Hürmüz'de "kalıcı kontrol mekanizması" uygulayacaklarını ilan etti. Devrim Muhafızları, ablukaya yaklaşan her askeri gemiyi ateşkes ihlali sayacaklarını ve gereğini yapacaklarını açıkladı. Bu söylemlerin ne kadarı blöf, ne kadarı gerçek kapasite; henüz bilmiyoruz.
Yine de İran’ın eli, ateşkes süresince armut toplamıyor. İran, ABD’nin E-3 Sentry erken uyarı uçağını, KC-135 tanker uçaklarını, Bahreyn'deki Beşinci Filo karargahının uydu terminallerini vurmayı başardı. Bunun yanı sıra; Ürdün, BAE, Suudi Arabistan ve Katar'daki ABD erken uyarı sistemlerini de zayıflatmayı başardı. İran’ın bu isabetli saldırılarının tesadüf olmadığını ortada; nitekim İran’ın, Çin yapımı yarım metreye kadar çözünürlük sunan bir keşif uydusu (TEE-01B) marifetiyle ABD üslerini saldırı öncesi ve sonrası ayrıntılı olarak görüntülemeyi başardığı ortaya kondu. İran'ın kendi uydularının yalnızca 5 metreye kadar çözünürlük sağlayabildiği biliniyor; yani uçak ile kamyonu ayırt etmekten aciz. Öte yandan Çin’in sağladığı uydunun farkı, "kabaca biliyorum" ile "tam olarak neyi vuracağımı biliyorum" arasındaki fark. Üstelik uydu Pekin merkezli yer istasyonlarından yönetiliyor; İsrail, İran'daki uydu altyapısını vursa bile bu sisteme dokunamıyor. Çin'in eli bu savaşta sandığımızdan çok daha derinde.
ABD, kendi çıkarları doğrultusunda tamamlayamadığı savaştan her geçen gün daha zararlı çıkıyor. Nitekim savaşın hedeflere ulaşılmadan “erken” bittiği durumda, İran’ın siyasi olarak daha da radikalleşeceği ve askeri kapasitesini başta Çin’in destekleri ile koruyacağı hatta arttıracağı savunulabilir.
Ateşkes 22 Nisan’da Bitecek
Ateşkesin bitimine bir hafta kaldı. Kimse savaşa dönmek istemiyor; ancak kimse geri adım atamıyor. Ateşkes İran'a yeniden toparlanma, yeniden silahlanma ve Çin'den hava savunması tedarik etme fırsatı verdi. Baskı ABD üzerinde; çünkü ateşkesin uzadığı durumda Trump kendi tabanına “zafer” hikayesi satamayacaktır. Aynı zamanda savaşı sürdürmek ise petrolü 100 doların üzerine kesinlikle itecektir. Bölgedeki çalkantının süreceğini söyleyebiliriz; nitekim her iki taraf da bir çıkış yolu bulmak için seçeneklerini giderek artan bir şiddette zorlayacak. Her iki taraf için de seçeneklerin hiçbiri cazip değil; ancak her iki taraf da belli ki geri adım atmalarının maliyetini daha yüksek hesaplıyor.
Türkiye’nin Önünde Ne Var?
İki güç, Hürmüz’de birbirini boğmaya gayret ediyor. Türkiye ne ABD'nin ablukasına katılıyor ne de İran'ın Hürmüz üzerinde kurmaya çabaladığı mutlak otoriteyi meşrulaştırıyor. Türkiye’nin bugünkü duruşu, Hürmüz’ün barışçıl yollarla açılması, tarafların müzakere ve ikna yöntemlerini kullanması. Sorun şu ki taraflar ikna olmak istemiyor. Türkiye'nin bu dengeyi ne kadar daha sürdürebileceği, 22 Nisan'dan sonraki gelişmelere bağlı.
Fidan'ın Ortadoğu güvenlik paktı çağrısı, niyeti doğru bir girişim. Ancak gerçekçi olmak zorundayız: Bölge ülkelerinin birbiriyle çatışan çıkarları sayılamayacak kadar derin ve çok katmanlıdır. İsrail, Lübnan'ı işgal etmekte; İran, Körfez ülkelerinin enerji altyapılarını vurmakta; Suudi Arabistan ile İran arasında mezhepsel ve jeopolitik rekabet bulunmakta. Bu pakta imza atacak ülkelerin belki de her biri bir diğeri ile açıkça kavgalı ya da üstü kapalı bir çekişmeye ve çıkar çatışmasına iye. Böylesi bir pakt, her ne kadar iyi niyetli olursa olsun, savaşın yarattığı belirsizliğe karşı bölge ülkelerinin sarıldığı kısa vadeli ve geçici bir teselli olmaktan öteye geçemeyecektir.
Fidan'ın "İsrail düşmansız ayakta duramaz; İran'dan sonra Türkiye'yi hedef gösterebilir" uyarısı diplomatik bir mesaj olarak güçlü; ancak stratejik bir tehdit olarak abartılı. İsrail'in İran gibi izole, yaptırım altında, hava savunması çökmüş bir ülkeyi vurması ile Türkiye'ye fiili bir cephe açması arasında dağlar kadar fark var. Türkiye bölgenin en büyük konvansiyonel ordusu, NATO üyesi, 85 milyonluk nüfusuyla bölgenin en büyük ekonomilerinden biri ve topal aksak da olsa işleyen bir demokrasi. İsrail söylem savaşını tırmandırabilir; ancak Türkiye’yi düşman belleyerek fiili bir askeri cephe açması İsrail’in intiharı olur.
Temmuz'da Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi ise Türkiye'nin elini güçlendiren fırsatlardan biri. Bu zirve, NATO tarihinin en önemli zirvelerinden biri olabilir. Savaş sürerken NATO'nun Ankara'da toplanması, Türkiye'yi masanın ev sahibi kılıyor. Trump NATO'ya öfkeli, Avrupa NATO'nun geleceğini sorguluyor; tam bu kaosun ortasında ittifaka yön vermek Türkiye'nin elinde. Bu fırsatı edilgen bir protokol etkinliğine dönüştürmek bir ayıp olur.
Bütün bu diplomatik ve jeopolitik hesapların ötesinde, uzun vadede karşılaştığımız en acil ve en somut tehdit enerji bağımlılığımızdır. Brent petrol keskin iniş ve çıkışlar yaşamakla birlikte, savaş öncesine göre halen %30 yukarıda. Türkiye enerjisinin neredeyse yarısını ithal ediyor. Bu fiyat seviyesinde geçen her bir ay, cari açığımızı milyarlarca dolar şişiriyor, enflasyonu besliyor ve vatandaşımızın alım gücünü eritiyor. Savaş uzadıkça, Hürmüz kapalı kaldıkça bu fatura kalınlaşacak. Enerji bağımlılığımıza çare ise, nükleer programımızın başarı ile ilk adımlarını atmasından ve bu programın genişletilmesinden geçiyor. İhmal etme lüksümüz yok.