Petrol, Savaş ve Hesap Kitap – II: Bir Yangını Söndürürken Bir Diğerini Körüklemek
Vaşington’ın İran savaşı boyunca aldığı kararlar, bir öncelik hiyerarşisini açıkça ortaya koyuyor. ABD üç stratejik hedef arasında tercih yapmak zorunda kaldığını savunabiliriz: (1) Düşük benzin fiyatlarını sürdürmek, (2) İran Savaşı’nı sürdürerek İran üzerindeki baskıyı arttırmak, ve (3) Rusya’yı Ukrayna Savaşı’nda zor durumda bırakmak. Vaşington ilk ikisini seçmiş görünüyor.
Bu tercihin en somut tezahürü, Rusya’ya uygulanan petrol yaptırımlarındaki bir aylık muafiyet. Şimdilik yalnızca denizdeki tankerlere geçerli; daha önce Hindistan’a tanınan sınırlı bir muafiyetin genişletilmiş hali. Amaç, Hürmüz’ün kapanması nedeniyle ciddi ölçüde kısılan arzı telafi etmek. Ancak bu durum, Rusya’ya 2014’ten bu yana Kırım’ın ilhakıyla başlayan yaptırım rejiminde görülen ilk büyük gevşeme ve bu rejimi ciddi biçimde delme riski barındırıyor.
Mesele yalnızca muafiyetin kendisi ve iktisadi sonuçları değil; bunun yarattığı algı. Yaptırımların gücü, yasal çerçevenin ötesinde, Rus petrolü satın almanın taşıdığı uluslararası “leke” ölçülür. Bu leke, Rus petrolü üzerinden bir kez kalktığında yeniden tesis etmek çok zor. Hindistan zaten Rus petrolü alıyor; muafiyet genişledikçe başka ülkeler de rahatlayacak. Rus yayılmacılığı ise bu petrol satışları tarafından fonlanıyor; Ukrayna ile olan savaş bunlardan biri. Vaşington bir yangını söndürmeye çalışırken diğerinin altına odun atıyor.
Trump’ın Financial Times’a verdiği röportajda bir cümlesi bu dengeyi ele veriyor. Kendisine “Rusya, İran’a uydu verisiyle yardım ediyor mu?” diye sorulduğunda yanıtı şu oldu: “Bilmiyorum; ama Ukrayna’ya biz de yardım ettik, karşı tarafa ‘ne yapıyorsunuz’ demek zor.” ABD başkanının ağzından, Rusya’nın İran’a desteğini ABD’nin Ukrayna desteğiyle denk tutan bir ahlaki eşitlemedir. Yaptırım rejiminin çözülmesinin yalnızca ekonomik değil, zihinsel boyutunu da gösteren bir ifade.
NATO’ya ABD Ultimatomu ve Avrupa’nın Elindeki Kozlar
Trump aynı röportajda NATO müttefiklerine açık bir ultimatom verdi. NATO’dan talebi, NATO üyelerinin mayın tarama gemileri ve İran kıyısındaki tehditleri etkisiz hale getirecek komando desteği sağlaması. “NATO’ya yardım tepkisi olumsuza dönerse, NATO’nun geleceği çok kötü olur” dedi. İngiltere’yi özellikle hedef aldı: “Biz tehlikeyi ortadan kaldırdıktan sonra iki gemi gönderdiler; bu gemileri kazanmadan önce istedik, kazandıktan sonra değil.”
Ancak savaşın zaten Avrupa’ya fiziksel bir bedel ödettiğini görüyoruz. Bir Fransız askeri geçen Cuma Irak’ta İran İHA saldırısında hayatını kaybetti. Bir İtalyan uçağı benzer biçimde imha edildi. “İran’ı fiilen tasfiye ettik” diyor Trump. “Donanmaları yok, hava kuvvetleri yok, her şey bitti. Yapabilecekleri tek şey suya mayın bırakmak — Bu bir sıkıntı, ama sıkıntı sorun yaratabilir.”
Avrupa’nın ise kendi kozu var. Savaşın zorladığı bu koalisyon pazarlığı, ABD’nin Avrupa’ya dayattığı gümrük tarifelerinin müzakerelerini yeniden açıyor. Avrupa ülkelerinin koalisyona katılım karşılığında tarife indirimi talep edebileceği değerlendirmeleri güçleniyor. Savaş yalnızca enerji piyasalarını değil, ticaret diplomasisini de yeniden şekillendiriyor.
Trump’ın Çin ziyaretini erteleme olasılığı da gündemde; Hazine Bakanı Bessent ile Çinli mevkidaşı He Lifeng Paris’te görüşürken, savaş diplomatik takvimi de yeniden biçimlendiriyor. Öte yandan Trump, G7 liderlerine yaptığı bir çağrıda İran’ın “teslim olmak üzere” olduğunu iddia etti; ancak ertesi gün İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, İran devlet televizyonundan savaşmaya devam edeceklerini ilan etti. Gerçeklik ile algı arasındaki bu uçurum, piyasaların fiyatlama hatasını da açıklıyor olabilir.
ABD’nin Seçenekleri ve Kurması Gereken Denge
ABD’nin elinde İran savaşını sürdürmek için Rusya’ya uygulanan yaptırımları ve ambargoyu gevşetmek, NATO’yu savaşa daha çok dahil etmek için Avrupa’ya taviz vermek ve benzin fiyatlarını kontrol etmek için elindeki stratejik rezervleri kullanmak gibi çeşitli araçlar var. Ancak her bir hamle, bir başka cephede ABD’ye bedel yaratıyor. Bu kadar çok aracı aynı anda kullanması ve dengelemesi gereken bir ABD’nin hataya tahammül eşiği epey daralmış durumda.
Bu denklemi daha da karmaşıklaştıran yeni oyuncular savaş uzadıkça ve İran direndikçe resme giderek dahil oluyor. Onları bir sonraki yazımızda ele alacağız.