İkinci Rönesans ve Türkiye
15.yy Venedik’inin matbaasının gürültüsü ve yarattığı kökten değişim, günümüz veri merkezlerinin soğutma fanlarının uğultusunda yeniden hayat buluyor.
Dünya 25 yıl öncesine göre çok daha farklı bir durumda. İnternet ve son on yılda ivmesini arttırarak gelişen içerik üretimi, tarihteki ikinci bir rönesans benzeri kültürel devrimin başlangıcı. Bu İkinci Rönesans, en az ilki kadar ya da daha büyük bir etki yaratacak. İçinde yaşarken insan bunun ne denli büyük ve dönüştürücü olduğunu anlayamayabiliyor.
İnsanlık tarihi boyunca ilk kez, iki eşi görülmemiş eğilimin kesişme noktasındayız: (1) Hepimiz birbirimizle anlık olarak iletişim kurabiliyoruz, ve (2) herhangi bir ürün veya içerik üretmek artık çok daha ucuz ve kolay. Böylelikle, üreten ve paylaşan insanların sayısında bir nevi Büyük Patlama yaşıyoruz.
Rakamlar bunu küresel ölçekte doğruluyor: Küresel dijital içerik üretimi pazar büyüklüğü 2024'te 32,3 milyar ABD Doları olup 2025 ile 2030 arasında yıllık ortalama %13,9 ile büyüyerek 2030'da 69,8 milyar ABD Doları’na ulaşacağı öngörülüyor.
Türkiye ise, 77,3 milyon internet kullanıcısı (2024 itibarıyla %88,3 penetrasyon oranı) ile küresel internet kullanıcılarının yaklaşık %1,4'ünü oluşturuyor. Dünyada 15. en büyük internet kullanıcı nüfusuna sahip. Ciddi bir içerik üretimi potansiyeli.
Mağara Resimlerinden Zettabyte'lara
Yalnızca yaratıcı bir patlamaya tanık olmuyoruz; insan tarihindeki her şeyi gölgede bırakan, üstel artan bir veri ve içerik üretim patlaması yaşıyoruz.
İnsanoğlu, ilk üretilen içeriklerden sayabileceğimiz mağara resimlerinden Çin'de kağıdın icadına, basılı kitaplara kadar 2003 yılına değin tüm bu süreç boyunca yalnızca 5 exabyte (0.005 zettabyte) bilgi üretti. Binlerce yılda yaratılan tüm kitaplar, sanat eserleri, müzik, filmler yalnızca 5 exabyte'a sığıyor.
Bunu bir sindirin. Binlerce yılda yaratılan tüm kitaplar, tüm sanat eserleri, tüm müzik, tüm filmler, tüm bilgi yalnızca 5 exabyte'a sığıyor.
2002 yılında bir kırılma noktasını sessizce geçtik: Dijital depolama kapasitesinin dünya çapında toplam analog kapasiteyi geçtiği ilk yıl idi. 2007'ye gelindiğinde, insanlık 295 exabyte'dan fazla veri depolamıştı bile. İvmelenme başlamıştı.
İşte 2010’dan beri içinde bulunduğumuz bu bilgi ve içerik üretimi patlaması dönemine İkinci Rönesans Dönemi diyorum. 2013 yılında, tüm insanoğlu tarihinin 2003 yılına değin ürettiği bütün verilerin toplamı yalnızca iki günde üretildi; bugün ise tüm bu bilgiyi bir haftasonu kahvaltısı süresinde üretiyoruz. Tabloda görüldüğü üzere, üretilen bilgi astronomik bir hızla artıyor ve bu artışı sürdürecek.

Bugün dünyada gelmiş geçmiş üretilen bütün verilerinin %90'ı son iki yıl içinde üretildi ve veri hacmi her dört yılda bir ikiye katlanıyor. Günlük bazda bakıldığında, her gün dünyada 500 milyon tweet, 294 milyar e-posta, 4 milyon gigabyte Facebook verisi, 65 milyar WhatsApp mesajı ve YouTube'a eklenen 720.000 saat yeni içerik üretiliyor.
Dikkat çekici bir diğer husus ise, 2021'de tüm verinin %50'si bulutta depolanıyordu; oysa 2015'te bu oran sadece %25'ti. Bu da altyapının ne kadar hızlı dönüştüğünü gösteriyor.
Entelektüel Üretim ve Tarihten Ders Alma Gerekliliğimiz
Bu İkinci Rönesans'ta Türkiye'nin göz ardı edemeyeceği kritik boyut: İçerik üretiminin dili.
Türkçe, küresel ağ içeriğinde kullanımda 4. sırada (%3,7); İngilizce (%60,4), Rusça (%8,5) ve İspanyolca'dan (%4,0) sonra. Bu, Türkçe konuşanların küresel internet kullanıcılarının sadece %1,1'ini oluşturduğu düşünüldüğünde dikkat çekici. Ancak kritik dengesizlik şurada yatıyor: Türkiye internet kullanımında ağırlığının üzerinde vuruyor ama içerik üretiminde potansiyelinin altında kalıyor.
İlk Rönesans 14.-15. yy'da Avrupa'yı matbaa, sanatsal yenilik ve klasik bilginin yeniden üretilmesi ile kasıp kavururken, Osmanlı hanedanlığının yönettiği Türk İmparatorluğu eşsiz askeri gücüne ve uçsuz bucaksız topraklarına rağmen bu entelektüel ve kültürel devrimi büyük ölçüde kaçırdı. Avrupa ulusları okuryazarlıkta, bilimsel araştırmada, sanatta ve hür ifadede patlayıcı bir büyüme yaşarken, biz matbaayı benimsemekte bile 300 yıl geriden geldik. Bu nedenle, bilgiyi topluma yaymakta ve yeni bilgi üretmekte yavaş ve geri kaldık. Avrupa'dakine benzer bir entelektüel bir hareketlilik aynı ivmede oluşmadı; cılız atılımlar ise bastırılarak filizlenemedi.
İlk Rönesans'ı kaçırmanın sonuçları yıkıcı oldu. 19. ve 20. yy'ın başlarına gelindiğinde, Rönesans dönemi yeniliklerini ardışık olarak dinde Reformasyon'a, Bilimsel Devrim'e, Endüstri Devrimleri'ne ve nihayetinde mutlak bir küresel hakimiyete dönüştürmüş Avrupa güçlerinin karşısında biz Türkler kendimizi teknolojik, ekonomik ve askeri olarak ilkel kalmış bulduk. Yüzyıllar boyunca çığ gibi büyüyerek genişleyen bu açığı kapatmaya başlamak için kan ve gözyaşı dahil nice bedeller ödedik.
İkinci Rönesans'ta bu hatayı tekrarlamayı göze alamayız.
Bu seferki "matbaa" internet, akıllı telefonlar ve yapay zeka destekli yaratım araçları. Bu seferki "Rönesans şehirleri" ise veri merkezleri ve dijital platformlar. Ve bu seferki "entelektüel çıktı" kişi başına kitap ile değil; zettabyte'lar ile ölçülen içerik, yapay zeka eğitimi için verikümeleri, dijital hizmetler, yazılım ve bilgi mimarisi ile ölçülüyor.
Bu sefer treni kaçırmamızın bize maliyeti çok daha yüksek; çünkü:
1. İçerik = Yapay Zekaya Eğitim Verisi ve Kültür Savaşları
Yapay zeka çağında daha fazla yüksek kaliteli içeriğe sahip dil, yapay zeka modellerinin daha iyi anladığı, hizmet verdiği ve güçlendirdiği dil oluyor. Az Türkçe içerik, düşük kaliteli yapay zeka hizmetleri demek; bu, yabancı dilde içerik tüketimi demek, bu da daha az Türkçe içerik demek. Acımasız bir kısır döngü. Yapay zeka Türkçe konuşmazsa Türkçe yok olur.
2. Dijital Egemenlik
KVKK ve 2025 Siber Güvenlik Yasası, günlük 1 milyon üzeri Türk kullanıcılı platformların verileri yurt içinde işlemesini zorunlu kılıyor. Ancak içerik egemenliği olmadan veri egemenliği anlamsızdır. Türk kullanıcılar yabancı dilde içerik tüketiyorsa, Türkiye sadece veri deposu olur, içerik üretim merkezi değil.
Türkiye'nin Yapması Gerekenler
İlk Rönesans’ta yaptığımız hataları tekrarlamamak için, Türkçe içerik üretimini arttırmalı; teknik belgelendirme, eğitim, bilim, yazılım, yapay zeka veri setleri oluşturmalı ve oluşturanları desteklemeliyiz. Entelektüel hareketliliği canlandırmak ve körüklemek adına; ifade özgürlüğünü sağlamalı, yaratıcılık, eleştiri ve yeniliklerin önünü açmalıyız.
Rönesans, kültürel miras ile yeni fikirlere açıklık dengelendiğinde gelişir. Bu nedenle, ulusal değerleri ve etik bilinci korurken yaratıcılığı teşvik etmeliyiz. Bu eksende, dijital yaratıcılar yetiştirmeli ve başta Türkiye ile soydaş Türki ülkeler için daha fazla Türkçe içerik üretimini desteklemeliyiz. Bunu yalnızca Türk ve Türki ülkeler ile sınırlı tutmayarak, Türk televizyon dizilerinde yaptığımıza benzer biçimde yurtdışı ülkelere Türkçe içerik ihraç etmeliyiz.
Türkçe doğal Dil işlemeye (NLP) yatırım yapmalı; Türkçe’yi yapay zeka için birinci sınıf dillerden biri kılmalıyız. Ve en önemlisi, bunun için gerekli olan altyapı yatırımlarını (veri merkezleri, vb.) bir an önce kurmalıyız. Bunun için yüklü miktarda enerjiye gereksinimimiz var. Ülkemizin kronik enerji açığını kapatmak ve maliyetleri düşürmek üzere etkin politikalara ihtiyacımız var.
Tıpkı İlk Rönesans gibi, İkinci Rönesans da bizim ona yetişmemizi beklemeyecek. Bir kez daha tren kaçırma lüksümüz yok.
Takip eden yazımızda bu İkinci Rönesans'ı harlamak için en temel gereksinimine değineceğiz: Daha fazla enerji arzı. Çok daha fazla.